|
Bu Haber 02.01.2010 03:16:28
Eklenmiştir. 1074 Kez Okunmuştur. |
|
R - S - Ş Harfleri İle Başlayan Erkek Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Rabbani |
1. Allahla ilgili. 2. Kendini bütün varlığıyla Allah'a teslim eden. Putçu inanıştan u |
Arapça |
| Rabi |
Dördüncü. |
Arapça |
| Rabih |
Yararlı, kazançlı, karlı. |
Arapça |
| Rabıt |
Rabteden, bağlayan, birleştiren. Nefsini dünyadan menedip ahirete bağlamış olan. |
Arapça |
| Raci |
1. Rica eden, yalvaran, dileyen. 2. Dönen, geri gelen. 3. Nis-bet ve ilgisi bulunan, |
Arapça |
| Racih |
Değerli, üstün. Fıkıhta: Delil ve Burhanların tercihinde delili öncelik kazanan taraf |
Arapça |
| Radi |
Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. |
Arapça |
| Rafeddin |
İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu. Türk dil kuralına göre "d/t" ola |
Arapça |
| Rafet |
Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi 2. ayet. Hadid |
Arapça |
| Rafi |
Kaldıran, yücelten, yükselten. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdürrafi'). Rafi' b. Had |
Arapça |
| Rafih |
Rahat ve huzurlu yaşayan. |
Arapça |
| Rafız |
Bırakan, salıveren. |
Arapça |
| Rağıb |
Arzulu, isteyen, rağbet eden. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Ragıp |
İçtenlikle isteyen, özleyen |
Arapça |
| Rahdan |
Yol bilen. |
Farsça |
| Rahi |
Rahat, huzurlu, dingin. |
Arapça |
| Rahim |
Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. Kur'an'da 220 yerde zikredilmiştir. Allah'ın |
Arapça |
| Rahman |
Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur'an-ı Kerim'de 55'ten fazla yerde zikredil |
Arapça |
| Rahmani |
Allah'tan gelen, kutsal, Allah'a özgü. |
Arapça |
| Rahmeti |
Rahmetle ilgili. |
Arapça |
| Rahmetullah |
Allah'ın esirgemesi, koruması. |
Arapça |
| Rahmi |
Acımayla ilgili. |
Arapça |
| Raid |
Gürleyen, gürüldeyen. |
Arapça |
| Raif |
Acıması olan, merhametli. |
Arapça |
| Raik |
Sade, saf, halis. |
Arapça |
| Raki |
Namazda eğilen, rüku' eden. Kur'an-ı Kerim'de 4 yerde bu anlamda zikredilmiştir. |
Arapça |
| Rakîb |
Herhangi bir alanda üstünlük sağlamaya çalışan taraflardan herbiri. Koruyucu. "Görüp |
Arapça |
| Rakid |
Hareketsiz, durgun, yavaş. |
Arapça |
| Rakik |
1. İnce. Yufka yürekli. 2. Köle veya cariye. |
Arapça |
| Rakım |
Yazan, çizen. -Yükselti. |
Arapça |
| Ram |
İtaat eden, boyun eğen, kendisini başkasının emrine bırakan. -İki isimlerde kullanılı |
Farsça |
| Ramazan |
Hicri (kameri) ayların dokuzuncusu, oruç ayı. Kur'an'da Bakara suresi 185. ayette ism |
Arapça |
| Rami |
Atan, atıcı. |
Arapça |
| Ramiz |
1. Akıllı, zeki. 2. İşaretlerle simgelerle gösteren. |
Arapça |
| Rasi |
Kımıldamayan, oynamayan, sabit. Lenger atmış olan, demir üzerinde bulunan gemi. |
Arapça |
| Raşid |
1. Olgun, ergin, akıllı. 2. Doğru yolda olan. 3. Hak din olan İslam'ı kabul eden. Kur |
Arapça |
| Rasif |
1. Sağlam dayanıklı. 2. Denizin yüzüne çıkmış kayalar. 3. Taş, temel, rıhtım. |
Arapça |
| Rasih |
1. Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. 2. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinl |
Arapça |
| Rasim |
Resim yapan. |
Arapça |
| Rasin |
Sağlam, dayanıklı, güçlü. |
Arapça |
| Raşit |
Doğru yola giden |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Rastan |
Doğru olanlar, haklı olanlar, haklılar. |
Farsça |
| Rasti |
Doğruluk, gerçeklik, istikamet. |
Farsça |
| Rastkar |
Doğru adam. |
Farsça |
| Ratib |
1. Sıralayan, düzenleyen (kimse). 2. Sabit, sağlam, yerleşmiş. Türk dil kuralına göre |
Arapça |
| Rauf |
Esirgeyen acıyan, çok merhametli. Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanıl |
Arapça |
| Ravend |
Kökleri ve sapları ilaç olarak kullanılan karabuğdaygillerden bir bitki. |
Farsça |
| Rayihan |
Han bayrağı, han sancağı. |
Arapça-Farsça |
| Razî |
Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. İslam dünyasında meşhur bir isimdir. |
Arapça |
| Rebi |
Bahar, ilkyaz. |
Arapça |
| Reca |
Umut, umma. İstek, dilek. |
Arapça |
| Recai |
İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran. As-hab'ın kullandığı isimlerdendir. |
Arapça |
| Recep |
1. Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. 2. Gösterişli, haybetli. |
Arapça |
| Refet |
Acıma, merhamet etme, esirgeme. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi ayet 2 ve ve Hadid sures |
Arapça |
| Refettin |
(bkz. Rafeddin). |
Arapça |
| Refi |
Yüksek, yüce, saygın. |
Arapça |
| Refig |
Bolluk ve rahat içinde geçinen. |
Arapça |
| Refih |
(bkz. Refhan). |
Arapça |
| Refik |
1. Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. 2. Koca. 3. Ortak. 4. Mesleğe yen |
Arapça |
| Reha |
1. Kurtulma, kurtuluş. 2. (Ar.) Bolluk, genişlik, varlık. |
Farsça |
| Rehavi |
Türk müziğinin en eski birleşik makamı. |
Farsça |
| Rehber |
Yol gösteren, kılavuz. |
Farsça |
| Reis |
Başkan, baş. |
Arapça |
| Rekin |
Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek. |
Arapça |
| Rekiz |
1. Gizli, gömülü define. 2. Sağlam, adamakıllı. |
Arapça |
| Remiz |
l. İşaret, meramını isteğini işaretle ifade etme. 2. Alamet, amblem. |
Arapça |
| Remzi |
Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel. |
Arapça |
| Renan |
İnleyen, çınlayan. |
Arapça |
| Renas |
Yol bilen. |
Kürtçe |
| Rensa |
Eski Türk mitolojisinde su tanrısı. Ayrıca İsveççede silmek anlamını taşır. |
Türkçe |
| Reşad |
1. Doğru yolda, hak yolda yürüme. 2. Sultan Reşad; Osmanlı son dönem padişahlarındand |
Arapça |
| Resai |
Süsler, süs. |
Arapça |
| Reşat |
Layık, değer, yakışır. |
Farsça |
| Reşid |
1. Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden. 2. İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, |
Arapça |
| Reşiduddin |
Dinin akıllı kişisi, dini olgunluğa ulaşmış kişi. |
Arapça |
| Reşik |
Uzun boylu, yakışıklı. |
Arapça |
| Reşit |
Akıllı, iyi davranan |
Arapça |
| Resmi |
1. Devletle ilgili olan. 2. Törenle yapılan. 3. Çok ciddi. |
Arapça |
| Resul |
Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamber. |
Arapça |
| Resulhan |
Hükümdarların elçisi. |
Arapça-Farsça |
| Reva |
Yakışır, uygun, yerinde. |
Farsça |
| Revah |
1. Bir şeyi elde etmeden doğan neşe. 2. Güneş battıktan sonra gece oluncaya kadar geç |
Arapça |
| Revahi |
Bal arıları. |
Arapça |
| Revaid |
Gürleyen bulutlar. |
Arapça |
| Revha |
Rahatlık. Gönül rahatlığı. |
Arapça |
| Reviş |
Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranış, yol. |
Farsça |
| Rezan |
Ağırbaşlı, gururlu. |
Arapça |
| Rezzak |
Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah'ın isimlerinde |
Arapça |
| Rical |
1. Erkekler. 2. Onur sahibi kimseler. |
Arapça |
| Rida |
Razı olan erkek |
Bilinmiyor |
| Rıdvan |
1. Rıza, razılık, razı olma. 2. Cennet kapısında bekleyen melek. Kur'an'da 10'dan faz |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Rıfat |
Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe. |
Arapça |
| Rıfkı |
Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık. |
Arapça |
| Rikab |
Büyük, saygın bir kimsenin huzuru, önü. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılı |
Arapça |
| Risaleddin |
Dinin elçisi, peygamberi. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Risalet |
Elçilik. Peygamberlik. |
Arapça |
| Riyaz |
Bahçeler, ağaçlık çimenlik yerler, ravza. |
Arapça |
| Rıza |
Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, muvafakat, kabul. Bir şeyin olmasına muvaf |
Arapça |
| Rızkullah |
Allah'ın verdiği nimet. Nimetler veren Allah'ın kulu. |
Arapça |
| Rüçhan |
Üstünlük, üstün olma. |
Arapça |
| Rücum |
Akan yıldız. |
Arapça |
| Ruhani |
Ruhla ilgili. Gözle görülmeyen. |
Farsça |
| Ruhcan |
Ruh ve can isimlerinden bileşik isim. |
Türkçe |
| Ruhi |
Ruhsal, ruhla ilgili. |
Arapça |
| Ruhiddin |
Dinin ruhu, özü. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Ruhşan |
Yüce, üstün, şanlı, ruh. |
Arapça |
| Ruhullah |
Allah’ın emriyle meydana gelen. * İsa Aleyhisselâm’ın bir lakabı. |
Arapça |
| Rükneddin |
Dinin temel direği. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Rüknettin |
Bir şeyin temeli / Dinin temeli |
Arapça |
| Rükni |
l. Bir şeyin en sağlam yanı. 2. Saygın, güçlü, önemli kimse |
Arapça |
| Rûmet |
Şeref, onur, haysiyet. |
Kürtçe |
| Ruşen |
Aydın, parlak. Belli, aşikar. |
Farsça |
| Ruşeni |
1. Aydınlık, açıklık. Belli olma. 2. Bir tarikatın adı. Halvetiyyenin Ruşeni kolunun |
Farsça |
| Rüstem |
Yiğit, kahraman. İran'ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı. |
Farsça |
| Rüsti |
Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet. |
Farsça |
| Rüştü |
Doğru yolda olan. Akıllı, ergin. |
Arapça |
| Rüsuhi |
1. Sağlam, güçlü. 2. Becerikli, yetenekli. |
Arapça |
| Rutkay |
Yeni doğan ay. |
Farsça |
| Rüzgar |
1. Zaman, devir. 2. Dünya, alem. 3. Talih. 4. |
Farsça |
| Ruzi |
1. Gündüze ait, gündüzle ilgili. 2. Rızık, azık, kısmet, nasip. |
Farsça |
| Saad |
Mutluluk, kutluluk. |
Arapça |
| Saadeddin |
Dinin uğurlu ve kutlu kişisi. Türk dil kuralı açısından "d/l" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Saba |
Gündoğusundan esen hafif rüzgar. Türk müziğinin en eski makamlarından. |
Arapça |
| Sabahaddin |
Dinin güzelliği. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Sabahattin |
Güzellik |
Arapça |
| Şaban |
1. Aralık, fasıla. 2. Hicri, Kameri ayların sekizincisi, üç ayların ikinci ayı. |
Arapça |
| Şabeddin |
Din topluluğu, cemaati. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Sabi |
Yedinci. |
Arapça |
| Sabih |
Güzel, şirin. |
Arapça |
| Sabir |
1. Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. 2. Acele etmeyen. |
Arapça |
| Sabit |
1. Değişmeyen, kımıldamayan. 2. Kanıtlanmış, anlaşılmış. |
Arapça |
| Sabri |
Sabırla ilgili, sabra ilişkin. |
Arapça |
| Sacid |
Secde eden, alnını yere koyan. |
Arapça |
| Sacit |
Secdeye varan, ibadet eden |
Arapça |
| Şadab |
Suya kanmış, sulu, taze. |
Farsça |
| Sadak |
1. Ok koymaya yarayan meşin torba. 2. Sabah yeli. |
Türkçe |
| Sadeddin |
(bkz. Saadeddin). |
Arapça |
| Saderu |
Genç delikanlı. |
Arapça-Farsça |
| Sadettin |
Kutluluk, saadete erme, mübarek olma |
Arapça |
| Sadi |
Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu. |
Arapça |
| Sadık |
Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Sadır |
Hayrette kalan, şaşıran. |
Arapça |
| Sadıray |
(bkz. Sadır). |
Arapça |
| Sadis |
Altıncı. |
Arapça |
| Sadreddin |
Dinin önderi, başı, ileri kişisi. |
Arapça |
| Sadri |
1. Göğüsle ilgili, göğse ait. 2. Anneye nisbetle çocuk. |
Arapça |
| Sadullah |
Tanrının kullu, talihli kıldığı kimse. |
Arapça |
| Sadun |
Mübarek, kutlu, uğurlu. |
Arapça |
| Safa |
1. Üzüntü ve kederden uzak olma, endişesizlik, rahat huzur, iç ferahlığı. 2. Eğlence. |
Arapça |
| Şafakgün |
Şafak renkli, kızıl. |
Arapça |
| Safbeste |
Saf bağlanmış, sıra sıra dizilmiş. |
Arapça-Farsça |
| Safder |
Düşman saflarını yaran, yiğit. |
Arapça |
| Safer |
l. Hicri takvimde ikinci ay, sefer. 2. Temiz yürekli, dürüst kimse. |
Arapça |
| Safevi |
Safı adındaki kimsenin soyundan olan, Fars hükümdarı Şah İsmail'in soyu. |
Arapça |
| Saffet |
Saflık, temizlik, arılık, (bkz. Safvet). |
Arapça |
| Safi |
1. Katışıksız, katıksız, halis, temiz. 2. Yalnız, sadece, sırf. 3. Kesintilerden sonr |
Arapça |
| Safih |
1. Gökyüzü. 2. Yassı ve düz halde bulunan şey. |
Arapça |
| Safiyüddin |
Dini temiz, dini pak. |
Arapça |
| Safiyullah |
1. Temiz yürekli. 2. Hz. Âdem'in lakabı. |
Arapça |
| Safvet |
Saflık, temizlik, paklık, arılık, halislik. |
Arapça |
| Safvetullah |
Hz. Muhammed (s.a.s)'in isimlerinden. |
Arapça |
| Safzen |
(bkz, Safder). |
Arapça-Farsça |
| Sağan |
Hızlı uçan, uzun dar kanatlı küçük kuş. |
Türkçe |
| Sağanalp |
(bkz. Sağan). |
Türkçe |
| Sağbilge |
Hekim, doktor. |
Türkçe |
| Sağcan |
Sağlıklı kimse. |
Türkçe |
| Sağınç |
Emel, istek, amaç, düşünce. |
Türkçe |
| Sağıt |
Silah. |
Türkçe |
| Sağlam |
1. Hasta veya sakat olmayan. Kolayca hasara uğramayan, bozulmayan, dayanıklı. 2. Doğr |
Türkçe |
| Sağlamer |
(bkz. Sağlam). |
Türkçe |
| Sağman |
Sağlıklı kimse. Eksiksiz, kusursuz, güvenilir kimse. |
Türkçe |
| Sağun |
Saygın, kutsal. |
Türkçe |
| Şah |
1. Hükümdar. Birleşik isimlerde 1. ve 2. isim olarak da kullanılır: Şahbanu Selimşah |
Farsça |
| Sahabe |
1. Sahipler, sahip çıkanlar, tutanlar. 2. Asr-ı saadet döneminde yaşamış ve Hz. Muham |
Arapça |
| Şahabeddin |
Dinin yıldızı. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Şahadeddin |
Dinin tanıklığı. Dinin belirtisi, işareti. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullan |
Arapça |
| Şahamet |
Şişmanlık, topluluk. |
Arapça |
| Şahan |
1. Şahlar. 2. Oldukça büyük boylu, yırtıcı bir kuş. (bkz. Şahin). |
Farsça |
| Şahap |
1. Alev, ateş parçası. 2. Kayan yıldız, akan yıldız. 3. Cesur yürekli kimse. |
Arapça |
| Şahat |
Güçlü, güzel cins at, atların şahı. |
Farsça-Türkçe |
| Sahavet |
El açıklığı, cömertlik. |
Arapça |
| Şahbaz |
1. Beyaz ve iri doğan. 2. Yakışıklı. Yiğit, serdengeçti. 3. Kabadayı. 4. Cömert. 5. B |
Farsça |
| Şahbey |
Üstün nitelikli, saygın, yüce. |
Farsça-Türkçe |
| Şahdar |
Dallı, budaklı ağaç. |
Farsça |
| Şahi |
Şah'a hükümdara mensup, şah ile ilgili. Şahlık hükümdarlık. |
Farsça |
| Sahibkıran |
1. Her zaman basan, üstünlük kazanan hükümdar. 2. Ünlü bir çeşit lale. |
Farsça-Arapça |
| Şahid |
1. Bir yerde bulunan, bir şeyi gören ve gördüğü ve bildiği şeyler konusunda bilgi ver |
Arapça |
| Şahidüddin |
İslam'ı seçmiş olan ve İslam'ın hak din olduğuna şahidlik eden. |
Farsça |
| Şahin |
1. Kadın. 2. Sık. Katı, pek. |
Arapça |
| Şahinalp |
Şahin gibi güçlü yiğit, cesur. |
Farsça-Türkçe |
| Şahiner |
Şahin gibi güçlü, yiğit er. |
Farsça-Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Şahinhan |
Güçlü, yiğit kimse. |
Farsça-Türkçe |
| Şahinkan |
Yiğit soydan gelen, güçlü, kahraman. |
Farsça-Türkçe |
| Şahinter |
Çok yiğit, kahraman, şahin gibi. |
Farsça |
| Sahir |
Gece uyumayan, uykusuz. |
Arapça |
| Şahistan |
Şah ülkesi. |
Farsça |
| Şahrah |
1. Büyük işlek yol, ana yol, cadde. 2. Şaşırılması mümkün olmayan doğru ve açık yol. |
Farsça |
| Sahre |
Kaya. Kütle. |
Arapça |
| Sahretullah |
Beytü'l-Makdis'de Beni İsrail peygamberlerinin ibadet ettikleri meşhur kaya. Hz. Peyg |
Arapça |
| Şahruh |
Yüce ruhlu, görkemli, üstün kişilikli kimse. |
Farsça-Arapça |
| Şahsuvar |
İyi ata binen yiğit kimse. |
Farsça |
| Sahur |
1. Gece uyanıklığı, uykusuzluk. 2. Ay ağılı, hale. Dünya'nın Ay'a düşen, Ay tutulması |
Arapça |
| Şahvar |
1. Şaha, hükümdara yakışacak surette. 2. İri ve iyi cins inci. |
Farsça |
| Şahvelet |
Hükümdar çocuğu. |
Farsça-Arapça |
| Şahzade |
Şehzade, şah oğlu, hükümdar çocuğu. |
Farsça |
| Şahzat |
Saygıdeğer kimse. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Farsça-Arapça |
| Saib |
Hedefe doğru ulaşan. İsabetli olan, doğru olan, hata etmeyen. Türk dil kuralı açısınd |
Arapça |
| Said |
Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut. Sevap kazanmış, Allah katında makbul tutulmuş |
Arapça |
| Saik |
Sevk eden, götüren. Süren sürücü. |
Arapça |
| Saim |
Oruç tutan kimse, oruçlu. |
Arapça |
| Sair |
Seyreden, hareket eden, yürüyen. |
Arapça |
| Sait |
Kutlu, cennetlik |
Arapça |
| Saki |
Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan. |
Arapça |
| Sakıb |
1. Delen, delik açan. 2. Çok parlak. Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılı |
Arapça |
| Sakin |
1. Hareketsiz olan, oynamayan. 2. Uslu kendi halinde yavaş. 3. Bir yerde yerleşen, ot |
Arapça |
| Şakir |
Şükreden, durumundan memnun olan. Allah'a şükreden. Kur'an'da çok sık geçen kelimeler |
Arapça |
| Sakman |
1. Uyanık, akıllı kimse. 2. Sessiz sakin kimse. |
Türkçe |
| Şakrak |
San asma nevinden bülbül gibi öten bir kuş. |
Arapça |
| Salah |
1. Düzelme, iyileşme, iyilik. 2. Barış. 3. Dine olan bağlılık. |
Arapça |
| Salahaddin |
Dinine bağlı kimse. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılmakladır. |
Arapça |
| Salar |
Baş, kumandan, başbuğ, önder. |
Farsça |
| Salat |
Namaz. |
Arapça |
| Salcan |
(bkz. Salar). |
Türkçe |
| Saldam |
Ciddilik, ağırbaşlılık. |
Türkçe |
| Salih |
1. Yarar, yakışır, elverişli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili. 2. Dinin emir ve ya |
Arapça |
| Salık |
Haber, bilgi. Haberci. |
Türkçe |
| Salıkbey |
(bkz. Salık). |
Türkçe |
| Salim |
1. Hasta veya sakat olmayan, sağlam. 2. Ayıpsız, kusursuz, noksansız. 3. Korkusuz, en |
Arapça |
| Salman |
Başıboş, serbest, özgür. |
Türkçe |
| Saltı |
Gezgin, yolculuk eden. |
Türkçe |
| Saltık |
1. Kendi başına var olan, bağımsız, koşulsuz, mutlak. 2. Salıverilmiş, bırakılmış, az |
Türkçe |
| Saltuk |
Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyliğini kuran Türk beyi Emir |
Türkçe |
| Saltukalp |
-(bkz. Saltık). |
Türkçe |
| Salur |
1. Kılıç. 2. Oğuzların Üçok boyuna bağlı bir Türk kabilesi. |
Türkçe |
| Salvecar |
Çevgan, cirit oynanılan eğri sopa. |
Arapça |
| Saman |
1. Zenginlik. Rahat, dinç. 2. Düzen. |
Farsça |
| Samed |
Ezeli, ebedi ve yüce olan ve hiç kimseye veya şeye ihtiyacı olmayan, mutlak malik ola |
Arapça |
| Samet |
Sonsuz, ebedi |
Arapça |
| Sami |
1. İşiten, duyan dinleyen. Dinleyici. 2. Yüksek, yüce. |
Arapça |
| Samih |
Cömert, eli açık. |
Arapça |
| Samiha |
(bkz. Samih). |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Şamil |
Şümulü bulunan, içine alan, kaplayan, havi. Ünlü Kafkas Türk liderlerinden Dağıstan a |
Arapça |
| Samim |
Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı. |
Arapça |
| Samin |
Sekizinci. |
Arapça |
| Samir |
(bkz. Samire). |
Arapça |
| Sanak |
1. Kısa zaman, az süre. 2. Fikirsiz, düşüncesiz. |
Türkçe |
| Sanalp |
(bkz. Sanal). |
Türkçe |
| Sanbay |
Ünlü kimse. |
Türkçe |
| Sanberk |
Gücüyle tanınmış, ün yapmış. |
Türkçe |
| Sancaktar |
Sancak taşıyan kimse. Sancak taşıma görevlisi. |
Türkçe |
| Sancar |
1. Kısa kama. 2. Saplar, batırır, yener. 3. Selçuklu sultanlarından birisinin adı. |
Türkçe |
| Saner |
Ünlü, tanınmış kimse. |
Türkçe |
| Sanevi |
İkinci. |
Arapça |
| Sani |
1. İkinci. 2. Yapan, işleyen, meydana getiren. 3. Yaratan. Allah'ın isimlerinden. San |
Arapça |
| Sanih |
Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan. |
Arapça |
| Şanlıbay |
Tanınmış, ünlü kimse. |
Türkçe |
| Sanver |
(bkz. Sanal). |
Türkçe |
| Şapûr |
İran hükümdarlarından üç şahsın adıdır. |
Farsça |
| Saraç |
1. Koşum, eğer takımlarıyla benzeri şeyler yapan veya satan kimse. Meşin üzerine süsl |
Arapça |
| Saramet |
Yiğitlik. |
Arapça |
| Şarani |
Gür ve uzun saçlı kimse. İslam tarihinde bu isimde birçok meşhur vardır. |
Arapça |
| Sarban |
Deve sürücüsü. Deveci. |
Farsça |
| Şarbay |
Kentli, şehirli kimse. |
Türkçe |
| Sarduç |
Bülbül. |
Türkçe |
| Sargan |
1. Çorak yerlerde biten bir ot. 2. Bir tür balık. |
Türkçe |
| Sargınal |
(bkz. Sargın). |
Türkçe |
| Sargon |
Asur kralı |
Asurca |
| Sargut |
İhsan, bağış, ödül. |
Türkçe |
| Sarıalp |
Sarışın yiğit. Ruhi Sarıalp', Türk atlet ve yönetici. |
Türkçe |
| Sarıcabay |
(bkz. Sarıalp). |
Türkçe |
| Sarif |
Sarfeden, harcayan. Değiştiren. |
Arapça |
| Sarih |
1. Açık, meydanda. Belli, hüveyda. 2. Saf, halis. Saf, halis Arap kanı (at). |
Arapça |
| Şarık |
Doğup parlayan, parlak. |
Arapça |
| Sarim |
Keskin, kesici. |
Arapça |
| Sariye |
Hz. Ömer’in İran’daki komutanı.Sariye(R.A) |
Arapça |
| Sarkan |
Kovan. |
Türkçe |
| Sarp |
1. Çetin, sert, şiddetli. 2. Dik, çıkılması ve geçilmesi zor. |
Türkçe |
| Sarper |
Sert, güçlü erkek. |
Türkçe |
| Sarphan |
(bkz. Sarper). |
Türkçe |
| Sarpkan |
Sert, güçlü soydan gelen. |
Türkçe |
| Sartık |
Azad olunmuş, salıverilmiş, özgür. |
Türkçe |
| Saru |
Sarı benizli, tenli insan. |
Türkçe |
| Sarubatu |
Osman Beyin kardeşi. |
Türkçe |
| Saruca |
(bkz. Sarıca). |
Türkçe |
| Saruhan |
Harizm'den gelip Anadolu'ya yerleşen Saruhanoğulları beyliğinin kurucusu. |
Türkçe |
| Sarvan |
Deve süren, deveci. |
Türkçe |
| Satıbey |
(bkz. Satı). |
Türkçe |
| Satıkbuğra |
(bkz. Satılmış, Buğra). |
Türkçe |
| Satılmış |
Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk, satı. |
Türkçe |
| Şatır |
1. Neşeli, şen. 2. Büyük bir kimsenin atı yanında gitmekle vazifeli ağa. |
Arapça |
| Satuk |
(bkz. Satılmış). |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Satvet |
Ezici kuvvet, zorluluk. |
Arapça |
| Savaş |
İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşm |
Türkçe |
| Savaşer |
Savaşan asker, insan, savaşçı. |
Türkçe |
| Savat |
Gümüş üstüne yapılan çizgiler, süsler. |
Türkçe |
| Saver |
Sağlam, zinde, güçlü erkek. |
Türkçe |
| Savgat |
Hediye, armağan, bahşiş, ihsan. |
Türkçe |
| Savlet |
Şiddetli saldırı, hücum. |
Arapça |
| Savni |
Koruma, gözetme ile ilgili. |
Arapça |
| Savtekin |
(bkz. Sav). |
Türkçe |
| Savtuna |
Sözünde duran kimse. |
Türkçe |
| Savtur |
Sağlıklı kal, hoşça kal. |
Türkçe |
| Sayedar |
1. Gölgeli, gölgesi olan, gölge eden. 2. Koruyan, sahip çıkan. |
Farsça |
| Sayfi |
Yaza ait, yazla ilgili. |
Arapça |
| Saygur |
(bkz. Saygın). |
Türkçe |
| Sayhan |
Adaletli yönetici, hükümdarların adili, ölçülüsü. |
Türkçe |
| Sayılgan |
Kendini saydıran, saygın kimse. |
Türkçe |
| Sayınberk |
Kendisine saygı gösterilen insan. |
Türkçe |
| Sayıner |
Değerli, saygı duyulan kimse. |
Türkçe |
| Saykal |
Düz, düzgün, pürüzsüz. Gösterişli. |
Türkçe |
| Saykut |
Uğurlu, kutlu, saygıdeğer kimse. |
Türkçe |
| Sayman |
Hesap işleriyle uğraşan kimse. |
Türkçe |
| Sayyad |
Avcı. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Sazak |
1. Kuvvetli ve soğuk esen yel. Soğuk yelle birlikte yoğun hafif kar. 2. Bataklık, saz |
Türkçe |
| Sazan |
Göllerde ve sazlık yerlerde yaşayan bir tatlısu balığı. |
Türkçe |
| Şazi |
(bkz. Şadi). |
Farsça |
| Sazkar |
1. Uygun, münasip. 2. Türk müziğinde birleşik bir makam. 3. Saz çalan sanatkar. |
Farsça |
| Şebab |
Gençlik, tazelik. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Sebat |
(bkz. Sabit). |
Arapça |
| Sebatı |
Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran. |
Arapça |
| Şebhan |
Gece öten bir cins bülbül. |
Farsça |
| Şebib |
Gençlik, tazelik. |
Arapça |
| Sebih |
Yüzme, yüzüş. |
Arapça |
| Sebre |
Ölçülü, deneyimli. Sahabeden bu ismi taşıyanlar olmuştur. |
Arapça |
| Sebük |
1. Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. 2. Sevgili, aziz. |
Türkçe |
| Sebükalp |
Hızlı, atak, yiğit. |
Türkçe |
| Sebüktekin |
(bkz. Sebük). |
Türkçe |
| Şecaaddin |
Dinin kahramanı, dinin yiğidi. |
Arapça |
| Şecaat |
Yiğitlik, cesurluk, korkusuzluk, kalb metinliği. |
Arapça |
| Şecaattin |
Yüreklilik, yiğitlik |
Arapça |
| Secahat |
-Yumuşak huyluluk. |
Arapça |
| Secavend |
Kur'an-ı Kerim'i manasına uygun olarak okumak için konulan durak işaretleri. |
Farsça |
| Şeci |
Cesur, yürekli, yiğit. |
Arapça |
| Seciye |
Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy. |
Arapça |
| Seçkin |
Seçilmiş, ayrılmış benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış, mümtaz, güzide. |
Türkçe |
| Seçkiner |
(bkz. Seçkin). |
Türkçe |
| Sedad |
Doğruluk, hak. Doğru ve haklı. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Sedat |
Doğruluk, haklılık |
Arapça |
| Sedid |
Doğru hak. (bkz. Sedad). |
Arapça |
| Sefa |
1. Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. 2. Eğlence, zevk, neşe. |
Arapça |
| Şefaaddin |
Dinin, Allah ile kul arasınadaki aracılığı, dinin şefaati. Türk dil kuralına göre "d/ |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Şefaati |
Şefaatle ilgili. |
Arapça |
| Sefer |
1. Bir yerden bir yere gitme, yolculuk, seyahat. 2. Savaş hazırlığı. Savaşa gitme. Ha |
Arapça |
| Seffah |
Güzel söz söyleyen, hatip. Cömert, eli açık. |
Arapça |
| Şefi |
Şefaat eden. (bkz. Şafi). |
Arapça |
| Şefik |
Şefkatli, acıması olan, esirgeyici. |
Arapça |
| Sefir |
El içi. Yabancı diplomat |
Arapça |
| Segban |
1. Seymen, yeniçeri ocağına bağlı asker. 2. Osmanlı saraylarında av köpeklerine bakan |
Farsça |
| Seha |
Sehavet, kerem, cömertlik. |
Arapça |
| Şehadet |
(bkz. Şahadet). |
Arapça |
| Şehalem |
Evrenin hükümdarı. |
Farsça-Arapça |
| Şehamet |
Zeka ve akılla birlikte olan yiğitlik, cesaret. |
Arapça |
| Sehavet |
Cömertlik, (bkz. Sahavet). |
Arapça |
| Şehba |
1. Kır, akçıl. 2. Haleb şehri. |
Arapça |
| Sehhar |
Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici. |
Arapça |
| Şehim |
Akıllı ve kurnaz yiğit. |
Arapça |
| Şehinşah |
1. Şahların şahı, en büyük hükümdar. 1. Daha çok unvan olarak verilir. |
Farsça |
| Sehl |
Kolay, sade. Sahabe isimlerindendir. |
Arapça |
| Şehlevent |
Leventlerin şahı, boylu poslu, canlı, yakışıklı. |
Farsça |
| Şehmuz |
Şah, hükümdar soyundan gelen. |
Farsça |
| Sehran |
Geceleri uyanık duran. |
Arapça |
| Şehriban |
Şehrin büyüğü, ileri geleni. |
Farsça |
| Şehrud |
Büyük çay, nehir. |
Farsça |
| Şehzat |
(bkz. Şahzat). |
Farsça |
| Şekib |
Sabır, tahammüllü, dayanıklı. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. |
Farsça |
| Şekûr |
Şükreden, şükredici. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdüşşekûr). |
Arapça |
| Selahaddin |
Dinine bağlı kimse. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Selahattin |
Dinine bağlı kimse. |
Arapça |
| Selam |
1. İnsanların birbirleriyle karşılaştıklarında kullandıkları yakınlık dostluk, saygı |
Arapça |
| Selameddin |
Dinin kurtuluşu. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Selami |
İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili. |
Arapça |
| Selamullah |
Allah'ın selamı. |
Arapça |
| Selatin |
Sultanlar. |
Arapça |
| Selçuk |
1. Güzel konuşma yeteneği olan. 2. XI. Anadolu, Kafkaslar ve Orta Doğu'da imparatorlu |
Türkçe |
| Selil |
Yeni doğmuş erkek çocuğu, ilker. |
Arapça |
| Selim |
1. Kusuru, noksanı olmayan, sağlam, doğru. 2. Tehlikesiz, zararsız, kurtulmuş. 3. Tem |
Arapça |
| Selis |
1. Kolay yumuşak. 2. Bağlı, boyun eğmiş. |
Arapça |
| Selman |
Barış içinde bulunma, huzur, erinç. |
Arapça |
| Selmani |
Niyaz kabul eden derviş. İran İsfahan'ından olup, Rasulullah'la birlikte İslami mücad |
Arapça |
| Selmi |
Barışla ilgili, barışçıl. |
Arapça |
| Semaî |
1. Semaya, göğe havaya ait. 2. Gökten düşmüş. Allah tarafından olan, ilahi. 3. İşitme |
Arapça |
| Şemail |
1. Huylar, davranışlar, alışkılar. 2. Bir kimsenin dış görünüşünün özellikleri. |
Arapça |
| Seman |
1. Gökyüzü. 2. Güneş ayının 27. günü. 3. Bıldırcın. |
Farsça |
| Semavi |
Semaya mensup, sema ile ilgili. |
Arapça |
| Semazen |
Sema yapan, törenle dönen mevlevi. |
Arapça-Farsça |
| Şemdin |
Dinin mumu, dinin aydınlığı. |
Arapça |
| Semere |
(bkz. Semerat). |
Arapça |
| Semi |
İşiten, işitme kuvveti olan. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdüssemi). |
Arapça |
| Semih |
Eli açık, cömert. |
Arapça |
| Şemim |
Güzel kokan, güzel kokulu, güzel koku. |
Arapça |
| Semin |
Pahalı, kıymetli. Çok değerli. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Semir |
1. Arkadaş. 2. Nitelikli. 3. Yamaç, dağ silsilesi. |
Arapça |
| Semiullah |
(bkz. Abdüssemi). |
Arapça |
| Şems |
Güneş. |
Arapça |
| Şemseddin |
Dinin güneşi, dinin insanlara verdiği aydınlık. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak k |
Arapça |
| Şemsi |
Güneşe ait, güneşle ilgili. |
Arapça |
| Sem´an |
İşiterek. Dinleyerek. |
Arapça |
| Şenal |
(bkz. Şen). |
Farsça-Türkçe |
| Şenalp |
Neşeli, canlı yiğit. |
Farsça-Türkçe |
| Şenaltan |
(bkz. Altan). |
Farsça-Türkçe |
| Şenbay |
Neşeli, sevinçli, mutlu, varlıklı kimse. |
Farsça-Türkçe |
| Sencer |
Kılıç saplayan, batıran. Büyük Selçuklu Devletinin son hükümdarı öldüğü zaman Devlet |
Türkçe |
| Şendur |
Neşeli, sevinçli olması devam etti, sürdü. |
Farsça-Türkçe |
| Şenel |
Şen ve mutlu ev. Bölge, il. |
Farsça-Türkçe |
| Senevi |
Seneye mensup, sene ile ilgili, bir yıllık. |
Arapça |
| Şengil |
İyi yürekli, hoş sohbet kimse. |
Farsça-Türkçe |
| Senih |
1. Süs, bezek. 2. İnci. |
Arapça |
| Şensal |
Neşeni çevrene yay, herkes neşelensin. |
Farsça-Türkçe |
| Şensoy |
Neşeli soydan gelen kimse. |
Farsça-Türkçe |
| Şentürk |
Neşeli, canlı, mutlu türk. |
Farsça-Türkçe |
| Şenyaşar |
Yaşamı, neşeli mutlu geçen kimse. |
Farsça-Türkçe |
| Şenyurt |
Neşeli, mutlu insanların yurdu; ülkesinde yaşayan. |
Farsça-Türkçe |
| Sepid |
Beyaz, ak, beyza. |
Farsça |
| Şerafeddin |
Dinin şereflisi, büyüğü. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Şerafet |
Şerefli olma hali. Soydanlık, asalet. Hz. Muhammed (s.a.s)'in soyundan olma. |
Arapça |
| Şerafettin |
Dinin şereflisi, büyüğü. |
Arapça |
| Seralp |
Baş yiğit. |
Türkçe |
| Seraser |
1. Baştan başa, büsbütün. 2. Altın veya gümüş telle dokunmuş kıymetli bir çeşit kumaş |
Farsça |
| Seraya |
Düşman üzerine gönderilen küçük süvari müfrezeleri. |
Arapça |
| Serazat |
Serbest, özgür. Rahat, dertsiz. |
Farsça |
| Serbay |
1. Komutan ,lider. 2. Baştaki kişi. |
Türkçe |
| Serbülend |
Başta gelen, yüce üstün. Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur. |
Farsça |
| Serbülent |
Baş Savaşçı |
Farsça |
| Sercan |
Sevgili, sevilen, başcan. |
Türkçe |
| Serçin |
Seçen ve seçkin olan. Anlamı konusunda daha fazla bilgi sahibi ziyaretçilerimiz bi |
Farsça |
| Serciyan |
Dağın başı, Dağbaşı |
Kürtçe |
| Serdar |
Başkumandan, başbuğ. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden vezi |
Farsça |
| Serdengeçti |
Fedai, akıncı, yiğit. |
Türkçe |
| Serdinç |
Başı dinç, sakin, rahat, huzurlu. |
Farsça-Türkçe |
| Şeref |
1. Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. İyi ahlak ve faziletler sonucu meydana gelen ma |
Arapça |
| Şerefhan |
Büyük, yüce hükümdar. |
Arapça-Türkçe |
| Seren |
1. Uzun, kalın ve silindir şekilli çam kerestesi. Yelkenlilerde ana direğe dik şekild |
Türkçe |
| Sergen |
1. Laf. 2. Vitrin. 3. Tepelerdeki düzlük yer. 4. Yorgun, perişan. |
Türkçe |
| Serhad |
Hudut, sınır, sınırbaşı; iki devlet arasındaki sınır boyu. Türk dil kuralına göre "d/ |
Farsça-Arapça |
| Serhan |
1. Kurt, canavar. 2. Baş okuyucu, şarkıcı başı. |
Arapça |
| Serhat |
Sınır boyu |
Farsça-Arapça |
| Serhenk |
1. Çavuş. 2. Türk müziğinde çok eski birleşik makam. |
Farsça |
| Serhun |
Asil kan, soylu kan. |
Farsça |
| Seri |
Çabuk, hızlı. |
Arapça |
| Şerif |
Şerefli, kutsal. Soylu temiz. |
Arapça |
| Serimer |
Sabırlı kimse. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Şerir |
Taht. Yatacak yer. |
Arapça |
| Serkan |
Soylu kan, başkan. |
Farsça-Türkçe |
| Serkut |
Mutlu, talihli, kutlu insan. |
Farsça |
| Sermed |
Ebedilik, ebediyet, sonsuzluk. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Sermet |
Öncesiz ve sonrasız |
Türkçe |
| Serol |
Önder ol, baş ol. |
Farsça-Türkçe |
| Sertaç |
Baştacı, çok sevilen, sayılan. |
Farsça |
| Sertan |
Gecenin en karanlık olduğu andan itibaren dünyanın o yüzeyine gelen günün ilk ışıklar |
Türkçe |
| Sertap |
İnatçı, direngen. |
Türkçe |
| Sertel |
Sert, katı, acımasız el. |
Türkçe |
| Serter |
Katı, sırt, acımasız. |
Türkçe |
| Sertuğ |
Baş tuğ. |
Türkçe |
| Server |
Baş, başkan, reis, ulu. |
Farsça |
| Settar |
Örten. Günahları örten, Allah. Allah'ın isimlerinden "abd" takısı alarak kullanılır. |
Arapça |
| Seva |
Denklik, beraberlik, beraber olma. |
Arapça |
| Sevad |
Esmerlik, kara renkli adam. Sahabe isimlerindendir. |
Arapça |
| Sevener |
Sevgi duyan, sevgi dolu kimse. |
Türkçe |
| Sevgen |
Sevmiş, seven. |
Türkçe |
| Sevik |
1. Dost, arkadaş. 2. Unutkan, saf kimse. 3. Sevgili, sevilen. |
Türkçe |
| Şevket |
Azamet, büyüklük, ululuk, debdebe, haşmet. |
Arapça |
| Şevki |
Şevkle ilgili, şevke ait, neşeli. |
Arapça |
| Sevüktekin |
Çok sevilen, tek tutulan. |
Türkçe |
| Şeyban |
Saçlarına ak düşmüş yaşlı kimse. Moğol hük
|
|
|