|
|
|
|
 |
|
Bu Haber 02.01.2010 03:37:57
Eklenmiştir. 2623 Kez Okunmuştur. |
|
L - M -N Harfleri İle Başlayan Kız Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Lacerem |
1. Şüphesiz. 2. Besbelli, elbette. |
Arapça |
| Laden |
1. Lâdengillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen tüylü ve genellikle yapışkan yapraklı, |
Farsça |
| Lahika |
(bkz. Lahik). |
Arapça |
| Lahza |
1. Bir bakış, bir göz atma. 2. Göz kırpacak kadar zaman an. 3. Bir kez göz kırpma. |
Arapça |
| Lajverdi |
1. Lacivert. 2. Koyu mavi değerli bir süs taşı. |
Farsça |
| Lal |
Dili tutulmuş, konuşamaz hâle gelmiş, dilsiz. |
Türkçe |
| Lale |
1. Zambakgillerden, uzun yapraklı, güzel ve çeşitli renklerde çiçekli soğanlı bir bit |
Farsça |
| Lalefam |
Lale renginde. |
Farsça |
| Lalegül |
Türk musikisinde bir makam. |
Farsça |
| Lalegun |
Lale renginde. |
Farsça |
| Laleruh |
1. Lale yanaklı, yanağı lale gibi kırmızı olan. 2. Türk müziğinde mürekkeb bir makam. |
Farsça |
| Lalever |
Lale veren anlamını taşır. Lale adı ve vermek fiilinden türemiştir. |
Türkçe |
| Laleveş |
Lale gibi. |
Farsça |
| Lalezar |
Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi. |
Farsça |
| Lamia |
(bkz. Lami). |
Arapça |
| Lamiha |
(bkz, Lamih). |
Arapça |
| Lamis |
El ile tutup yoklayan. Dokunan. Temas eden. |
Arapça |
| Lane |
Yuva, ev, aşiyan. |
Farsça |
| Lara |
Su perisi |
Avrupa |
| Latife |
Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye şaka. |
Arapça |
| Latime |
Misk, güzel koku. |
Arapça |
| Lavanta |
Lavanta çiçeğinden elde edilen güzel koku. |
İtalyanca |
| Lavin |
Çığ, heyelan. |
İsveççe |
| Lavinya |
Bir tür çiçek. Anlamı konusunda farklı düşünüyorsanız bizimle iletişime geçebilirs |
Bilinmiyor |
| Layiha |
1. Düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi. 2. Tasarı. |
Arapça |
| Lazıme |
(bkz. Lazım). |
Arapça |
| Leal |
İnciler. |
Arapça |
| Lebabe |
Akıl sahibi olma. |
Arapça |
| Lebibe |
(bkz. Lebib). |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Lebuda |
Hz. Adem’ in ikinci kızının adı. |
Arapça |
| Leman |
Parlama, parıltı. |
Arapça |
| Lemeat |
Parıltılar. |
Arapça |
| Lemehat |
Bir defa bakışlar, bir göz atışlar. |
Arapça |
| Lemide |
Parlak, parıldayan |
Arapça |
| Lena |
Bizim için , bizden biri ve insan anlamlarina geliyor. |
Arapça |
| Lerzan |
Titrek, titreyen. |
Farsça |
| Lerzende |
Titreyen, titrek. |
Farsça |
| Letafet |
1. Latiflik, hoşluk. 2. Güzellik. 3. Nezaket. 4. Yumuşaklık. |
Arapça |
| Levziyye |
1. (bkz. Levzi). 2. Badem erik, kayısı vişne, kiraz ve benzer meyvelerin içinde anıld |
Arapça |
| Leyal |
Geceler. |
Arapça |
| Leyan |
Parlayan, parlayıcı, konforlu, lüks hayat. |
Farsça |
| Leyfunnur |
Geceyi aydınlatan nur, ışık. |
Arapça |
| Leyla |
1. Çok karanlık gece. 2. Arabi ayların son gecesi. 3. Leyla ile Mecnun hikayesinin ka |
Arapça |
| Leylak |
1. Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir b |
Arapça |
| Leylan |
Serap, yalgın. |
Kürtçe |
| Leylifer |
Gece ışığı. |
Arapça |
| Leylim |
Leyli : Osmanlıca bir kelimedir ve gece anlamındadır. Leylim anlam farklılaşması ile |
OSMANLICA |
| Leys |
1. Yokluk. 2. Arslan, esed, haydar, gazanfer, şir. |
Arapça |
| Leyuze |
Bulunamayan çiçek |
Arapça |
| Lila |
Eflatun. Vişneçürüğü leylak rengi. |
Türkçe |
| Lina |
Kuran’da da geçen Lina ’nın anlamı hurma fidesi demektir. |
Arapça |
| Linda |
İspanyolcada ’’güzel’’ anlamına geliyor. |
İspanyolca |
| Liya |
Sabrın en güzeli |
Arapça |
| Liyakat |
1. Layık olan,değerlilik, yararlılık. 2. İktidar, hüner, fazilet. |
Arapça |
| Liyan |
1 . (Mülâyene) Mülayemetle, yumuşaklıkla muamele etmek 2 . Yabanî ormanlarda yetişen |
Türkçe |
| Lizge |
Çiçek tomurcuğu. Bu ismin hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bi |
Kürtçe |
| Lorin |
Aydınlık. |
Kürtçe |
| Lübbetülayn |
Göz bebeği. |
Arapça |
| Lulubar |
İnci yağmuru. |
Arapça |
| Lütfiye |
(bkz. Lütfı). |
Arapça |
| Macide |
(bkz. Macid). |
Arapça |
| Mağfiret |
Allah'ın kullarının günahlarını bağışlaması, örtmesi. |
Arapça |
| Mağres |
Fidan bahçesi, fidanlık. |
Osmanlıca |
| Mahbube |
Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen. (bkz. Mahbub). |
Arapça |
| Mahfer |
Ay aydınlığı, ay ışığı. |
Farsça |
| Mahinev |
Yeni ay, ayça, hilal. |
Farsça |
| Mahinur |
1. Ayın nuru, ışığı. 2. Ay yüzlü güzel. |
Farsça |
| Mahire |
(bkz. Mahir). |
Arapça |
| Mahizan |
Mahi + Zan ’ın birleşiminden oluşmuş bir isimdir. Mahi : Yok eden, mahveden, pe |
Farsça |
| Mahizar |
İnleyen ay. |
Farsça |
| Mahizer |
San, altın renginde ay. |
Farsça |
| Mahmude |
Bingör otu, sakmunya. |
Arapça |
| Mahmure |
-(bkz. Mahmur). |
Arapça |
| Mahpare |
Ay parçası, çok güzel kadın. |
Farsça |
| Mahperi |
Ay gibi peri kadar güzel. |
Farsça |
| Mahperver |
Mehtap. |
Farsça |
| Mahpeyker |
1. Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu. 2. Kösem Sultan'ın adı. |
Farsça |
| Mahra |
1. Elverişli, uygun şey. 2. Değerli kimse. |
Arapça |
| Mahru |
Ay yüzlü, yüzü ay gibi olan güzel. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mahsune |
Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş. |
Arapça |
| Mahter |
Yeni ay, ayça, hilal. |
Farsça |
| Maide |
1. Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, şölen. 2. Kur'an-ı Kerim'in 5. suresinin adı. |
Arapça |
| Maile |
(bkz. Mail). |
Arapça |
| Makbule |
(bkz. Makbul). |
Arapça |
| Maksude |
(bkz. Maksud). |
Arapça |
| Maksume |
(bkz. Maksum). |
Arapça |
| Maksure |
(bkz. Maksur). |
Arapça |
| Makule |
(bkz. Makul). |
Arapça |
| Malike |
(bkz. Malik). 1. Mal sahibi olan kadın. 2. Peri, su perisi. |
Arapça |
| Manolya |
Manolyagillerden. Beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleri olan, süs bitkisi olarak yet |
Fransızca |
| Mansure |
(bkz. Mansur). |
Arapça |
| Manzure |
(bkz. Manzur). |
Arapça |
| Maral |
Dişi geyik, ceylan, karaca. |
Türkçe |
| Marifet |
1. Herkesin yapamadığı ustalık, herşeyde görülmeyen hususiyet, ustalıkla yapılmış ola |
Arapça |
| Mariye |
Şen'un adında birinin kızı olup hicretin 7. yılında kızkardeşi Şirin ile birlikte, Mu |
Arapça |
| Marufe |
(bkz. Maruf). |
Arapça |
| Maşuka |
(bkz. Maşuk). |
Arapça |
| Masume |
(bkz. Masum). İmamiye mezhebinde günahsız sayılan ehl-i beyt mensubu. |
Arapça |
| Masune |
(bkz. Masun). |
Arapça |
| Matlube |
(bkz. Matvlub). |
Arapça |
| Matuke |
(bkz. Matuk). |
Arapça |
| Maviye |
Suya ait. |
Arapça |
| Maye |
1. Maya, asıl ve gerekli madde. 2. Para, mal. İktidar güç. 3. Bilgi. |
Farsça |
| Mazi |
geçmiş zaman |
Türkçe |
| Mebhure |
(bkz. Mebhur). |
Arapça |
| Mebruke |
(bkz. Mebruk). |
Arapça |
| Mebrure |
(bkz. Mebrur). |
Arapça |
| Mebsude |
(bkz. Mebsut). |
Arapça |
| Mebşure |
Yüzü beyaz, gösterişli güzel kadın. |
Arapça |
| Mecdide |
Rızkı bol, nasibi açık, bahtiyar. |
Arapça |
| Mecide |
Büyük ulu. Şan ve şeref sahibi. |
Arapça |
| Medide |
(bkz. Medid). |
Arapça |
| Mediha |
(bkz. Medih). |
Arapça |
| Medine |
Arabistan'da bir şehir. Hz. Peygamberin kabrinin bulunduğu şehir. Hacıların Mekke'den |
Arapça |
| Mefharet |
İftihar duyma, övünme. |
Arapça |
| Mefkure |
Ülkü, ideal. |
Arapça |
| Mefruza |
(bkz. Mefruz). |
Arapça |
| Meftuha |
(bkz. Meftah). |
Arapça |
| Meftune |
(bkz. Meftun). |
Arapça |
| Mehdiye |
(bkz. Mehdi). |
Arapça |
| Mehir |
Ay. |
Farsça |
| Mehlika |
Ay yüzlü güzel. |
Farsça |
| Mehpare |
Ay parçası, çok güzel. |
Farsça |
| Mehre |
Hind okyanusu sahili ile Hadramut arasında bir ülke. |
Türkçe |
| Mehru |
Ay yüzlü güzel. |
Farsça |
| Mehtap |
1. Ay aydınlığı, ay ışığı. Dolunay. 2. Alay, eğlence, zevklenme. Türk dil kuralı açıs |
Farsça |
| Mehveş |
Ay gibi, ay yüzlü, güzel. |
Farsça |
| Mekine |
(bkz. Mekin). 1. İktidar ve onur sahibi. 2. Yer tutup oturan, yerleşmiş. |
Arapça |
| Meknune |
(bkz. Meknun). |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mevlude |
(bkz. Mevlud). |
Arapça |
| Mevlüde / Mevlide |
1.Doğma, dünyaya gelme. 2.Doğulan zaman |
Arapça |
| Mevsim |
1. Yılın dört bölümünden biri. 2. Dağlamak suretiyle damga vurmak. |
Arapça |
| Mevsunne |
1. Bahar yağmuru yağmış toprak. 2. Baştan aşağı süslü zırh. |
Arapça |
| Mevzune |
(bkz. Mevzun). |
Arapça |
| Meymune |
(bkz. Meymun). Hz. Peygamberin en son hanımı. |
Arapça |
| Meyra |
Parıldayan Işık |
Bilinmiyor |
| Meysure |
(bkz. Meysur). |
Arapça |
| Meziyet |
Bir kişiyi başkalarından ayıran ve yücelten vasıf, üstünlük, değerlilik yüksek karakt |
Arapça |
| Mihine |
(bkz. Mihin). |
Farsça |
| Mihrace |
Hindistan'da kral ve prenseslere verilen unvan. |
Sanskritçe |
| Mihri |
1. Güneş. 2. Sevgi. 3. Eylül ayı. Mihr ü mah, güneş ile ay. |
Farsça |
| Mihriban |
Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu. |
Farsça |
| Mihrimah |
Güneş ile ay. |
Arapça |
| Mihrinaz |
Naz güneşi. Çok nazlı. |
Farsça |
| Mihrinisa |
Kadınlığın güneşi, erdemli, nitelikli kadın. |
Farsça |
| Mihrinur |
Işık saçan, aydınlatan güneş. |
Farsça |
| Mihrişah |
Şahların güneşi. |
Farsça |
| Mihriye |
Güneşe ait, güneşle ilgili. |
Farsça |
| Milay |
Anlamı hakkında bir bilgi mevcut değil. |
Bilinmiyor |
| Milda |
Deniz dibindeki kırmızı renkli değerli taş. |
Bilinmiyor |
| Milena |
Sevilen kız, sevgili |
Almanca |
| Mimoza |
Baklagillerden ince ve san yapraklı çiçek açan bir cins süs bitkisi, küstümotu. |
Latince |
| Mina |
1. Camın ana maddesi. 2. Liman, iskele. 3. Gökyüzü. |
Arapça |
| Mine |
1. Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila. 2. Dişlerin üzerindeki ince ve pa |
Farsça |
| Minel |
Cennetteki inci tanesi |
Türkçe |
| Mira |
Eski likya kentlerinden birinin adı. Bir kuyruklu yıldız adı. Ayrıca ispanyolcada da |
Latince |
| Miray |
Ayın ilk günleri. |
Farsça |
| Mircan |
Canın içi. |
Farsça |
| Mirel |
Rütbenin bi kolu, Miral miralay gibi Demir gibi güçlü eli olan... |
Arapça |
| Mirhan |
(bkz. Mircan). |
Farsça |
| Mirnur |
(bkz. Mircan). |
Farsça |
| Mislina |
Eshab'ül-Kehf'in(Yedi uyurlar) isimlerinden biri.(Kur’an’ı Kerim de yedi uyurların is |
Arapça |
| Mısra |
Şiirin bir satırı |
Türkçe |
| Miyase |
(Miyan-ser) Yarısı değerli taşlarla süslü bir tür taç. |
Bilinmiyor |
| Mizgin |
Müjde. |
Kürtçe |
| Mualla |
1. Yüce, yüksek, (bkz. Bülent). Makamı, rütbesi yüksek. 2. Bir yazı stili. |
Arapça |
| Muarra |
Çıplak, soyulmuş. An, temizlenmiş. |
Arapça |
| Muazzez |
(bkz. Muaz). Ta'ziz edilmiş, izzetlendirilmiş. İzzet ve şeref sahibi. İkram ve izaz o |
Arapça |
| Mubahat |
Günahı, sevabı olmayan, işlemesi ne haram, ne de helal olan (mubah). |
Arapça |
| Mübareke |
(bkz. Mübarek). |
Arapça |
| Mübeccel |
Yücelmiş, saygı gösterilmiş yüce, ulu. |
Arapça |
| Mübine |
(bkz, Mübin). |
Arapça |
| Mübrem |
Kaçınılmaz olan. Vazgeçilmez olan. Acele yapılması lüzumlu bulunan. Elzem. |
Arapça |
| Mücd |
Kıvırcık, kıvrılmış, lülelenmiş saç. |
Arapça |
| Müceddet |
Yeni, henüz kullanılmamış. |
Arapça |
| Mücella |
Parlatılmış, parlak, cilalı. |
Arapça |
| Mücevher |
1. Değerli süs eşyası. 2. Arap alfabesinde noktalı olan harf. |
Arapça |
| Mucibe |
(bkz. Mucib). |
Arapça |
| Mucide |
(bkz. Mucid). |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mucize |
Hayran bırakan, olağanüstü olay. İnsan aklının alamayacağı. |
Arapça |
| Müdebber |
Tedbir alınmış, düşünce ile hareket edilmiş. |
Arapça |
| Müdrike |
(bkz. Müdrik). |
Arapça |
| Müesser |
Kendisine bir şey tesir etmiş olan. |
Arapça |
| Müfahire |
Fahreden, övünen. |
Arapça |
| Müfide |
(bkz. Müfid). |
Arapça |
| Müge |
İnci çiçeği. |
Fransızca |
| Muhabbet |
1. Sevme, sevgi. 2. Dostluk. Dostça konuşma. |
Arapça |
| Müheyya |
Hazır. |
Arapça |
| Muhibe |
(bkz. Muhib). |
Arapça |
| Muhlise |
(bkz. Muhlis). |
Arapça |
| Mühre |
1. Bir çeşit yuvarlak şey. 2. Cam boncuk. Mühre-i Zar: Güneş. |
Farsça |
| Muhsine |
(bkz. Muhsin). |
Arapça |
| Muhterem |
İhtiram olunmuş. Saygıdeğer, sayılan. |
Arapça |
| Muine |
(bkz. Muin). |
Arapça |
| Müjde |
1. Muştu, sevinç haberi, büşra. 2. Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşi |
Farsça |
| Müjgan |
Kirpikler, kirpik. |
Farsça |
| Mükafat |
Ödül. Değerlendirici, sevindirici davranış. |
Arapça |
| Mukbile |
(bkz. Mukbil). |
Arapça |
| Mukime |
(bkz. Mukim). |
Arapça |
| Mukmire |
(bkz. Mukmir). |
Arapça |
| Mükrime |
(bkz. Mükrim). |
Arapça |
| Müleyke |
Küçük kraliçe anlamındadır. |
Arapça |
| Mülhime |
(bkz. Mülhim). |
Arapça |
| Münevver |
Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın. |
Arapça |
| Müneyke |
Anlamı konusunda bize yardımcı olmak istiyorsanız yorumlarınızı bekliyoruz. |
Arapça |
| Münibe |
(bkz. Münib). |
Arapça |
| Münife |
(bkz. Münif). |
Arapça |
| Münire |
(bkz. Münir). |
Arapça |
| Munise |
(bkz. Munis). |
Arapça |
| Muradiye |
(bkz. Murad). |
Arapça |
| Mürevva |
Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam. |
Arapça |
| Müride |
(bkz. Mürid). |
Arapça |
| Mürşide |
(bkz. Mürşid). |
Arapça |
| Mürüvvet |
İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik. |
Arapça |
| Mürvet |
Yiğitlik,Kişilik,mertlik |
Arapça |
| Müsevver |
Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş. |
Arapça |
| Müşfika |
(bkz. Müşfik). |
Arapça |
| Müslime |
(bkz. Müslim). |
Arapça |
| Müstenire |
(bkz. Müstenir). |
Arapça |
| Mutalla |
Yaldızlanmış, yaldızlı. |
Arapça |
| Muteber |
1. İtibarlı, hatırı sayılır, saygın. 2. İnanılır, güvenilir. 3. Yürürlükte olan geçer |
Arapça |
| Mutena |
1. Özenle dikkatle seçilmiş. 2. Önemli, seçkin. 3. Az bulunur. |
Arapça |
| Mutia |
(bkz. Muti). |
Arapça |
| Müveddet |
Sevgi, muhabbet, dostluk. |
Arapça |
| Müyesser |
Kolayı bulunup yapılan, kolay gelen, kolaylıkla olan. |
Arapça |
| Müzehher |
Çiçekli, çiçeklenmiş, çiçek açmış. (bkz. Zühre). |
Arapça |
| Müzeyyen |
Zinetlendirilmiş, süslenmiş, süslü. |
Arapça |
| Nabia |
Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan. |
Arapça |
| Nabiye |
1. Ulu, şerefli kimse. 2. Sonradan şair olan kimse. 3. Haberci, haber veren. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Naciye |
(bkz. Naci). |
Arapça |
| Nadan |
Kaba, dobra. |
Farsça |
| Nadide |
Görülmemiş görülmedik. Pek seyrek bulunan, çok değerli. |
Farsça |
| Nadime |
(bkz. Nadim). |
Arapça |
| Nadire |
(bkz. Nadir). |
Arapça |
| Nadiye |
1. Bağırıp, çağıran, seslenen. 2. Toplantı, meclis. |
Arapça |
| Nafia |
Bayındırlık işleri. |
Arapça |
| Nafile |
Mal, ganimet, ihsan bağış. |
Arapça |
| Nafiye |
Yok eden, ortadan kaldıran, süren. |
Türkçe |
| Nafize |
(bkz. Nafiz). |
Arapça |
| Nagehan |
Ansızın, birdenbire. |
Farsça |
| Nağme |
Ahenk güzel ses. (bkz. Ezgi). |
Arapça |
| Nahide |
(bkz, Nahid). |
Farsça |
| Nahire |
Ayın ilk günü ya da son gecesi. |
Arapça |
| Naibe |
Vekil, birinin yerine geçen. |
Arapça |
| Naile |
(bkz. Nail). |
Arapça |
| Naime |
Güzel zarif kadın. Nazlı büyütülmüş kadın. |
Arapça |
| Naire |
Ateş, alev, sıcaklık. |
Arapça |
| Nakibe |
1. İnsan ruhu. 2. Akıl. |
Arapça |
| Nakiye |
(bkz. Naki). |
Arapça |
| Nakşidil |
Gönül resmi, gönül süsü. |
Arapça |
| Nalan |
İnleyen, inleyici, ağlayan, feryad eden. Manası dolayısıyla isim olarak kullanılmamal |
Farsça |
| Nale |
İnleme, inilti. |
Farsça |
| Nalezen |
İnleyen, inildeyen. |
Farsça |
| Name |
Sevgiliye ve aşka ait yazılmış mektup. Mektup. Kitap, dergi. |
Farsça |
| Namıka |
(bkz. Namık). |
Arapça |
| Namiye |
Olma, yerden bitme kuvvetli, gelişme yetişme. |
Arapça |
| Nardan |
1. Nar taneleri. 2. Gözyaşı damlaları. |
Farsça |
| Nardane |
Nar tanesi. |
Farsça |
| Nardin |
Bir çeşit sümbül. |
Farsça |
| Nargül |
Ateş renginde, kırmızı gül. |
Farsça |
| Narin |
İnce, zarif yapılı, nazik. Zayıf çelimsiz. |
Farsça |
| Nariye |
Ateşle ilgili, cin peri. İsim olarak kullanılmaz. |
Arapça |
| Nas |
Yardımcı, yardım eden (Allah’ın kulu). Ayrıca kur’an-ı kerim’de bir |
Arapça |
| Nasibe |
Dikili taş. Yollara nişan için dikilen taş. |
Arapça |
| Naşide |
(bkz. Naşid). |
Arapça |
| Nasıha |
(bkz. Nasıh). |
Arapça |
| Natıka |
(bkz. Natık). |
Arapça |
| Naz |
1. Kendini beğendirmek için takınılan yapmacık cilve, işve. 2. Bir şeyi beğenmiyormuş |
Farsça |
| Nazan |
Nazlı. |
Farsça |
| Nazbüke |
Naz : nazlı naz yapma Büke : hanım kadın Nazbüke : nazlı hanım |
Bilinmiyor |
| Nazdar |
Nazlı. Naz yapan. Şımarık. * Meşhur bir cins lâle. |
Farsça |
| Nazende |
Naz edici, nazlı, hoş edalı. |
Farsça |
| Nazenin |
1. Cilveli, oynak. Çok nazlı yetiştirilmiş, şımarık. 2. Narin ince yapılı. |
Farsça |
| Nazıdil |
Gönül nazı, gönül cilvesi. |
Farsça |
| Nazife |
(bkz. Nazif). |
Arapça |
| Nazik |
1. İnce, narin. 2. Terbiyeli, saygılı. 3. Güzel zarif. |
Farsça |
| Nazile |
(bkz. Nazil). |
Arapça |
| Nazıme |
(bkz. Nazım). |
Arapça |
| Nazire |
1. Örnek karşılık. 2. Manzum eserde ayrı vezin ve kafiyede benzer olma hali. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nazlan |
Kendini beğendir, nazlı ol. |
Türkçe |
| Nazlı |
Naz yapan, kendini ağıra satan. Değer verilen sevgili. |
Türkçe |
| Nazlıgül |
(bkz. Nazlı). |
Türkçe |
| Nazlıhan |
(bkz. Nazlı.) |
Türkçe |
| Nazlım |
Naz yapan, cilveli olan. |
Türkçe |
| Nazmiye |
(bkz. Naz-mi). |
Arapça |
| Nazra |
Bir tek bakış. |
Arapça |
| Nazsu |
Naz ve su kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. Naz ; cilve, iş ve şımarık |
Türkçe |
| Nebahat |
1. Şan, şeref, onur. 2. Şan, şeref sahibi. |
Arapça |
| Nebalet |
1. Zekilik. 2. Büyüklük, ululuk. 3. Cömertlik. |
Arapça |
| Nebihe |
(bkz. Nebih). |
Arapça |
| Nebile |
(bkz, Nebil). |
Arapça |
| Nebiye |
(bkz. Nabiye). |
Arapça |
| Necibe |
(bkz. Necip). |
Arapça |
| Necile |
(bkz. Necil). |
Arapça |
| Necla |
Çocuk, evlat. Kuşak, soy, nesil. |
Arapça |
| Necmiye |
(bkz. Necmi). |
Arapça |
| Necve |
Tümsek ve yüksek yer. |
Arapça |
| Nedime |
(bkz. Nedim). -Zengin veya itibarlı bir kadının arkadaşı. Saray hayatında Sultan hanı |
Arapça |
| Nefaset |
Nefislik, nefis olma hali. Kıymetlilik. |
Arapça |
| Nefis |
Çok hoş, hoşa giden, beğenilen. |
Arapça |
| Nefise |
Pek hoş, çok hoşa giden, en güzel, çok beğenilen. |
Arapça |
| Nehar |
-Gündüz. |
Arapça |
| Nehir |
Akarsu, ırmak. Çok bol su. |
Arapça |
| Nehire |
(bkz. Nehir). |
Arapça |
| Nema |
1. Artma, çoğalma. 2. Büyüme, uzanma. 3. Faiz. |
Arapça |
| Nemika |
Mektup demek |
Osmanlıca |
| Nemir |
Tatlı su. |
Arapça |
| Nergis |
Nergisgillerden çiçekleri ayrı veya bir köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan v |
Farça |
| Neriman |
(bkz. Nerim). Rüstem'in dedesi olan Şam'ın babası. |
Farsça |
| Neris |
Gözümün bebeği, gözümün içi manasına gelmektedir. |
Çerkezce |
| Nermin |
Yumuşak. |
Farsça |
| Neşe |
Neşe keyif, sevinç. Az sarhoşluk, çakırkeyif. |
Arapça |
| Neşecan |
Canın neşesi, mutluluğu. |
Arapça-Türkçe |
| Neşegül |
(bkz. Neşe). |
Arapça-Farsça |
| Neşenur |
Işık saçan neşe, sevinç. (bkz. Neşe). |
Arapça |
| Neşever |
Çok neşeli. |
Arapça-Türkçe |
| Nesibe |
(bkz. Nesib). |
Arapça |
| Neşide |
Manzum şiir. Atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısra. |
Arapça |
| Nesime |
(bkz. Nesim). |
Arapça |
| Nesiye |
Kelime anlamı unutmak, Unutulmuş. |
Arapça |
| Nesli |
Nesle ait, soya ait. |
Arapça |
| Nesligül |
Gül soyu, gül gibi güzel soydan gelen. |
Arapça-Farsça |
| Neslihan |
Han nesline ait, hanın soyundan. |
Arapça-Farsça |
| Neslinur |
Zarif, hoş, güzel, ince. |
Türkçe |
| Neslişah |
Şah soyundan gelen. |
Arapça-Farsça |
| Nesrin |
Yaban gülü Ağustos gülü. Mısır gülü. Van gülü. |
Farsça |
| Nesteren |
Yaban gülü, Ağustos’ta açan beyaz gül demektir. |
Farsça |
| Neşterin |
Ağustos gülü, yaban gülü. |
Farsça |
| Neşve |
Sevinç. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Netice |
Sonuç |
Türkçe |
| Neva |
1. Ses, şada, makam, ahenk, name. 2. Refah, zenginlik. Güç, kudret. 3. Doğu müziğinde |
Farsça |
| Nevbahar |
İlkbahar. Yeni bahar. |
Farsça |
| Nevbaht |
Yeni şansı açılmış, şansı açık. |
Farsça-Arapça |
| Nevbar |
1. Genç kız. 2. Turfanda çıkan meyve ve çiçek. |
Farsça |
| Nevbare |
Turfanda yemiş. Taze yeşillik. |
Farsça |
| Neveda |
Yeni tavır, yeni eda. "Nev" ve "eda" kelimelerinden birleşik isim. |
Farsça |
| Nevgül |
Yeni açılmış gül. |
Farsça |
| Nevhayat |
Yeni hayat, yeni yaşam. |
Farsça-Arapça |
| Nevide |
İyi, sevinçli haber. |
Arapça |
| Nevin |
Yepyeni, yeni şey, yeni olan. |
Farsça |
| Nevinur |
Renk ışık. |
Farsça |
| Nevir |
1. Parlaklık. 2.Ağaç çiçeği. |
Arapça |
| Nevnihal |
Taze fidan, ağacın taze sürgünü. |
Farsça |
| Nevra |
1. Işıklı olma, parlaklık. 2. Çiçek, özellikle beyaz çiçek. |
Arapça |
| Nevreste |
(bkz. Nevres). |
Farsça |
| Nevriye |
Işıkla, parlaklıkla, aydınlıkla ilgili. |
Arapça |
| Nevruz |
1. Yeni gün. 2. İlkbahar başlangıcı. 3. Türk müziğinin makamlarından. |
Farsça |
| Nevsale |
Genç, taze, küçük. |
Farsça |
| Neyla |
"Murada erme" anlamına gelen "Neyl" kelimesinden türemiştir. Gerçekleşmiş dilek anlam |
Arapça |
| Neylan |
"Murada erme" anlamına gelen "Neyl" kelimesinden türemiştir ve "gerçekleşmiş dilek" a |
Arapça |
| Neyran |
1. Ateşler. 2. Cehennem. anlamlarını taşır. Ayrıca Bknz. Niran |
Arapça |
| Neyyire |
(bkz. Neyyir). |
Arapça |
| Nezafet |
Temizlik, paklık. |
Arapça |
| Nezahat |
Temizlik, paklık. İncelik, rikkat. |
Arapça |
| Nezaket |
1. Naziklik. 2. Zariflik, incelik. 3. Terbiye. 4. Ehemmiyet. |
Farsça |
| Nezihe |
(bkz. Nezih). |
Arapça |
| Nezire |
(bkz. Nezir). |
Arapça |
| Nida |
1. Çağırma, bağırma, seslenme. 2. Ses verme. |
Arapça |
| Nigah |
1. Bakış, bakma. 2. Göz. |
Farsça |
| Nigar |
1. Resim. 2. Resmedilmiş, resmi yapılmış. Put. 3. Sevgili. 4. Türk musikisinde bir ma |
Farsça |
| Nihal |
1. Sevgili. 2. Taze, düzgün fidan, sürgün. |
Farsça |
| Nihale |
1. Yeni yetişmiş, düzgün, fidan. 2. Avcı, korkuluğu. 3. Döşeme, döşenecek şey. |
Arapça |
| Nihan |
Gizli, saklı. Bulunmayan, görünmeyen. |
Farsça |
| Nihavend |
1. İran'ın batı yöresinde ünlü bir kent. 2. Musikide bir makam. |
Farsça |
| Nihle |
Allah’ın Emaneti Anlamı konusunda bilgi sahibi arkadaşların bize ulaşmaların |
Arapça |
| Nikbin |
İyimser. |
Farsça |
| Nil |
1. Çivit otu. 2. Mısır'dan geçen Akdeniz'e dökülen meşhur nehir. |
Arapça |
| Nilay |
İki nil. Seyhan ve Ceyhan nehirleri. Fırat ve Dicle nehirleri. |
Arapça |
| Nileyn |
İki nehir arası Anlamı konusunda daha fazla bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz biz |
Arapça |
| Nilgün |
Çividî, çivit renginde, lacivert. |
Farsça |
| Nilhan |
Nil havzası hanlarından. |
Arapça |
| Nilsu |
(bkz. Nil). |
Türkçe |
| Nilüfer |
Çiçek adı. |
Farsça |
| Nimet |
1. İyilik, lütuf, ihsan, bahşiş. 2. Azık, yiyeceğe, içeceğe dair şeyler. 3. Saadet, m |
Arapça |
| Nimre |
Dişi kaplan. |
Arapça |
| Nira |
Ancak rüyada karşılaşılabilen nadide güzel |
Bilinmiyor |
| Niran |
1. Ateşler. 2. Cehennem. |
Farsça |
| Nisa |
1. Kadınlar. 2. Kur’an-ı Kerim’in 4. suresi, özellikle kadın haklarından, |
Arapça |
| Nisan |
1. Bolluk, bereket, cömertlik. 2. İlkbaharın 4. ayı.. 3. Sur. |
Süryanice |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nisanur |
Aydınlık kadın. |
Arapça |
| Nisra |
Kartal |
Arapça |
| Nüha |
Akıl, us Anlamının eksik yada yanlış olduğunu düşünüyorsanız bize ulaşabilirsiniz. |
Arapça |
| Nuhbe |
Herşeyin seçilmişi, seçkin, seçilmiş, aydınlanmış. |
Arapça |
| Nükhet |
1. Nükteler, herkesin anlayamayacağı ince, zarif, manalı sözler. 2. Koku. |
Arapça |
| Nükte |
Şakalı espirili söz |
Türkçe |
| Nupelda |
Yeni açmış tomurcuk. |
Kürtçe |
| Nur |
1. Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 2. Mekke’deki Hıra dağı. Işığın bir şey |
Arapça |
| Nural |
Nur, ışık al, ışıklı ol. |
Arapça-Türkçe |
| Nuralem |
Evrenin nuru, alemi aydınlatan. |
Arapça |
| Nuran |
Işıklı. Nurlu, nura ait. |
Farsça |
| Nuray |
Işık saçan ay. Ayın en çok ışık saçtığı dönem. |
Arapça-Türkçe |
| Nurayşa |
Güzel sevimli parlak yüzlü. Bu isim hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğunu düşü |
Türkçe |
| Nurbanu |
Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. Nur ve ba-nu'dan birleşik isim. |
Arapça-Farsça |
| Nurçağ |
Nur ve çağ kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Arapça-Türkçe |
| Nurcan |
Canlı, neşeli, hayat dolu. |
Arapça-Türkçe |
| Nurçe |
çe: Küçültme edatı olap bu mânâ ile Farsça isimlere eklenir. Nur: Aydınlık, parılt |
Arapça-Farsça |
| Nurcihan |
Cihan'ın nuru, ışığı. Dünyaya ışık saçan. Türk-Hind imparatoru Cihangir'in zevcesi. |
Arapça-Farsça |
| Nurçin |
Nur toplayan, ışık derleyen, |
Arapça-Farsça |
| Nurdan |
Nur'a ait, nurdan yapılmış. |
Arapça-Türkçe |
| Nurdanay |
(bkz. Nurdan). |
Arapça-Türkçe |
| Nurdil |
Nurlu, ışıklı gönül. |
Arapça-Farsça |
| Nurdoğan |
Nurlu insan. |
Arapça-Türkçe |
| Nurefşan |
Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan. -Nur ve efşan kelimelerinden birleşik i |
Arapça-Farsça |
| Nurel |
Nurlu el. |
Arapça-Türkçe |
| Nurfer |
Işık ve aydınlık. |
Arapça-Farsça |
| Nurfidan |
Taze ve pırıl pırıl genç, zarif hanım. |
Arapça-Farsça |
| Nurgök |
Nurlu, aydınlık gökyüzü. |
Arapça-Türkçe |
| Nurgül |
Gülün en parlak olanı. |
Farsça |
| Nurgün |
1. Nurlu gün, ışıklı gün. 2. Günün ve bütün hayatın nurlu parlak olması. |
Arapça-Türkçe |
| Nurhan |
Nur'un yöneticisi, hakimi. |
Arapça-Türkçe |
| Nurhayat |
Nur Aydınlık, parıltı, parlaklık. Hayat hayat. |
Arapça |
| Nurhilal |
(bkz. Nuray). |
Arapça |
| Nurinisa |
Nurlu kadın. |
Arapça |
| Nurışık |
Bol ışık, aydınlık. |
Arapça-Türkçe |
| Nuriye |
Işıklı, ışıktan gelme |
Arapça |
| Nuriyye |
Rufai tarikatı şubelerinden biri. |
Arapça |
| Nurmah |
Işıklı ay, ay gibi güzel ve nurlu. |
Farsça |
| Nurmelek |
(bkz. Melek). |
Arapça |
| Nurnigar |
Işıklı, aydınlık, sevgili. |
Arapça-Farsça |
| Nurperi |
Işıklı, peri kadar güzel. |
Arapça-Farsça |
| Nursabah |
Aydınlık sabah. |
Arapça |
| Nursaç |
Işık saç, aydınlat. |
Arapça-Türkçe |
| Nurseda |
Nur ve seda isimlerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. Nur : Aydınlık. Seda : Ses |
Arapça |
| Nursel |
Nur, ışık seli akışı. |
Arapça-Türkçe |
| Nurseli |
(bkz. Nursel). |
Arapça-Türkçe |
| Nursema |
Işıklı, aydınlık gökyüzü. |
Arapça |
| Nursemin |
Nurlu çok degerli eşi benzeri bulunmayan. |
Arapça |
| Nursen |
Nurlu, ışıklı, kişi, insan. |
Arapça-Türkçe |
| Nursena |
Nur ve Sena isimlerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nursenem |
Nur ve senem isimlerinin birleşimidir. |
Arapça-Farsça |
| Nursenin |
(bkz. Nursen). |
Arapça-Türkçe |
| Nurser |
Nurlu, aydınlık, münevver kafalı insan. |
Arapça-Farsça |
| Nurseren |
(bkz. Nurser). |
Arapça |
| Nursev |
Işığı sev. |
Arapça-Türkçe |
| Nursevil |
(bkz. Nursev). |
Arapça-Türkçe |
| Nurseza |
Nura layık , ışığa ve aydınlığa layık. Nur ve seza kelimelerinin birleşiminden oluşmu |
Arapça |
| Nursim |
Aydınlık ve gümüş gibi parlak. |
Farsça |
| Nursima |
Işıklı, aydınlık yüz. |
Farsça |
| Nursine |
Işıklı, aydınlık yürek. |
Farsça |
| Nursu |
Nurlu su. |
Arapça-Türkçe |
| Nursun |
(bkz. Nurser). |
Arapça-Türkçe |
| Nurtane |
Nurlu, biricik insan. |
Arapça-Türkçe |
| Nurtek |
(bkz. Nurtane). |
Arapça-Türkçe |
| Nurten |
Beyaz, parlak, ten. |
Arapça-Türkçe |
| Nurulhüda |
Allah’ın nuru |
Arapça |
| Nurver |
(bkz. Nursun). |
Arapça-Türkçe |
| Nurveren |
(bkz. Nursun). |
Arapça-Türkçe |
| Nurzen |
Nurlu, ışıklı kadın. |
Arapça-Farsça |
| Nurzer |
Altın gibi parlak ışık, altın ışık. |
Arapça |
| Nüvide |
(bkz. Nüvid). |
Farsça |
|
|
|
|
|
HaberSinerji.Com
Sitemizde Yayınlanan Haber, Yazı, Video, Makale ve Dökümanları
Sitemiz Paylaşım Amaçlı Sunar Ve Hiçbir Sorumluluk Kabul Etmez.
|
| |
|
VİDEO-TNT Kuzeyin Oğlu Volkan Konak 3.Konser Tek Parça Full Tekrar İZLE 02 Aralık 2011,
Karaçoban 12 Haziran 2011 Seçmen sandık bilgisi,
Chelsea 3 - 1 Norwich İngiltere Premier League Maçı Golleri ve Geniş Özeti İzle-VİDEO 27 Ağustos 2011,
İçişleri ile Dışişleri Bakanlıklarına Ait Atama Kararları,
ün Tarafsız Bölge Programında ,
Kurban Kesimi,
12 Haziran 2011 Milletvekili Seçimi Beşiktaş İlçesi Kesinleşmiş Sonucu,
son otomobil kampanyaları,
en iyi üniversiteler,
Ali Aydın,
Pazaryeri Aile Hekimliği Sorgulama,
17.07.2011 lys sınav sonucları,
Ayhan Çarkın izle,
İZMİR KARŞIYAKA Emlakbank Süleyman Demirel Anadolu Lisesi,
kıyafet ,
Çocukların Halley Grubu Bu günkü performansları,
bilim insanı artış hızında Avrupa da ilk sıraya yükseldiği bildirildi.,
HALİÇ ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) 2011-2012 YGS LYS Ek yerleştirme boş Kontenjanları,
Acıbadem Üniversitesi2010-2011 eğitim ücreti,
Lincoln Ne Kadar Sattı Fiyatları,
MUĞLA MARMARİS Marmaris Sabancı Anadolu Lisesi,
sbs 2010,
Mimarlık ,
Motosikletli kapkaççılar tutuklandı,
nde fahri doktora unvanı verildi.Başbakan Erdoğan,
haftasonu hava durumur,
diğer yanda orman yangını... Amerika Birleşik Devletleri çifte felaketle mücadele ediyor.,
cebecide cinayet,
Hüsnü Güreli,
bahçeliye tehdit,
|
| |
|