|
|
|
|
 |
|
Bu Haber 02.01.2010 03:47:52
Eklenmiştir. 1415 Kez Okunmuştur. |
|
I - İ - J - K Harfleri İle Başlayan Kız Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| İbret |
1. Bir olaydan, kötü bir durumdan ders alma. 2. İbret alınacak olay, iş, acaip, tuhaf |
Arapça |
| İbrin |
Yüzü parlak, güzel olan sevgili. |
Arapça |
| İbrinşak |
Ağaçta, çiçek açma, ağacın çiçeğinin tomurcuğunu yarıp çıkması. |
Arapça |
| İcabet |
1. Kabul etme, kabul edilme. 2. Razı olma, uyma. |
Arapça |
| İcazet |
1. İzin, ruhsat. 2. Diploma. |
Arapça |
| İcma |
Dağınık şeyleri toplama, biraraya getirme. |
Arapça |
| İdicanan |
Sevgilinin bayramı. |
Arapça |
| İdil |
1. Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2. Küçük ve şairane resim. |
Yunanca |
| İdilsu |
Su için yazılmış şiir şarkı. |
Yunanca-Türkçe |
| İdlal |
Naz etme, nazlanma, aşın derecede nazlanma. |
Arapça |
| İfakat |
1. Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2. Ayılma. |
Arapça |
| İffet |
1. Afiflik, temizlik. 2. Namus. |
Arapça |
| İhmirar |
Kızarma, kızıllık. |
Arapça |
| İklil |
Taç esfer. |
Arapça |
| İklima |
Adem a.s ilk kız çocuğu dünyaya gelen engüzel 3 kadından biri |
Arapça |
| Iknat |
1. Allah'a dua etme, yalvarma. 2. İnkisar etme. 3. Namazda kıyamı uzatma ve hacca dev |
Arapça |
| İkra |
HZ. Muhammed (S.A.V) inen ilk Vahy. Oku Anlamına Geliyor. |
Arapça |
| İkranur |
Herşeye rabbin ismi ile başlayan, nurlu insan. |
Arapça |
| İla |
YEVM-İL KIYAME Kıyamete kadar. |
Arapça |
| İlaf |
Sevmek, bir şeyleri birleştirmek, üst üste koymak anlamlarını taşır. Kureyş suresind |
Arapça |
| İlayda |
Su perisi |
Bilinmiyor |
| İlaydan |
Su kenarlarında yetişen küçük bir bitki türü |
Türkçe |
| Ilgım |
1. Serap. (bkz. Serap). 2. Gök erimi, serap. 3. Belli belirsiz. |
Türkçe |
| Ilgın |
Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık. |
Türkçe |
| İlgül |
1. Ülkenin gülü. 2. Çok güzel kadın. |
Türkçe |
| İlgün |
Halk, ahali. |
Farsça |
| İlkbahar |
Yılın ilk mevsimi, bahar. |
Türkçe |
| İlkbal |
İlk doğan kız çocuklarına verilen ad. |
Türkçe |
| İlkben |
Ben ilk'im anlamında |
Türkçe |
| İlkem |
İlke kelimesinin iyelik eki almış hali. İlke’nin anlamı : 1. Kendisinden tü |
Türkçe |
| İlknaz |
İlk doğan kız çocuklarına verilen isim. |
Türkçe |
| İlknur |
İlk ay, ayın ilk hali. |
Türkçe |
| İlksev |
(bkz, İlknaz). |
Türkçe |
| İlkyar |
İlk sevgili manasındadır. |
Türkçe |
| İlkyaz |
İlkbahar, yaz başlarında doğanlara verilen ad. |
Arapça |
| İlmiye |
İlme ait, ilme mensup. |
Arapça |
| İlşen |
Mtlu, şen ülke. |
Türkçe |
| İltifaf |
1. Sarınma, bürünme, örtünme. 2. Çiçeklerin bürüm bürüm katmerleşmesi. |
Arapça |
| İltika |
Rast gelme, kavuşma, karşılaşma, buluşma. |
Arapça |
| İlve |
Ilımlı |
Bilinmiyor |
| İnaka |
Aşın güzelliği ve çekiciliği ile hayat verme, verilme. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| İnara |
Hitit ve Hurrian mitolojisinde Fırtına tanrısı Teshub’un kızı ve bozkır vahşi h |
Hint-Avrupa |
| İnayet |
1. Dikkat. 2. Gayret, özenme. 3. Lütuf, ihsan, iyillik. |
Arapça |
| İnci |
1. İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinde çıkan parlak, yuvarlak ve ziynet eş |
Türkçe |
| İncifem |
İnci gibi güzel ağızlı. |
Türkçe-Arapça |
| İncifer |
İnci gibi parlak güzel. |
Türkçe-Farsça |
| İncila |
1. Parlama, cilalama. 2. Görünme, belli olma. 3. Parlaklık, ışık. |
Arapça |
| İncilay |
Ay'ın en ince olan zamanı. İnci ve ay kelimelerinden birleşik isim. |
Türkçe |
| İnciser |
Baş inci, en güzel inci. |
Türkçe-Farsça |
| İpar |
1. Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak ç |
Türkçe |
| İpek |
İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edil |
Türkçe |
| Irak |
(bkz. Uzak). |
Türkçe |
| Iraz |
(bkz. Irak). |
Türkçe |
| İrena |
Su perisi |
Bulgar |
| İris |
Gözbebeği, göznuru. Göze parlaklık ve renk veren bölüm. |
Bilinmiyor |
| Irmak |
Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akar |
Türkçe |
| İrmegan |
1. Uğurluluk, saadet, ikbal. 2. Terbiye eden. |
Farsça |
| İrsad |
1. Hazırlama. 2. Hazır olma. |
Arapça |
| İrva |
Suya kandırma. |
Arapça |
| İrziz |
1. Titreme. 2. Dolu tanesi. 3. Dik ses. |
Arapça |
| İsade |
(bkz. İsad). |
Arapça |
| İsare |
(bkz. İsar). |
Arapça |
| İsase |
1. Göz ucuyla bakma. 2. Camiyet. 3. Zenginlik, servet. |
Arapça |
| Işık |
1. Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında |
Türkçe |
| Işıl |
Çok aydınlık, parlak ışık. |
Türkçe |
| Işılar |
1. Parlayan, ışıldayan. 2. Neşeli, canlı, şen. |
Türkçe |
| Işılay |
Ay ışığı |
Türkçe |
| Işın |
Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti. |
Türkçe |
| Işınbike |
(bkz. Işın). |
Türkçe |
| Işıner |
(bkz. Işın). |
Türkçe |
| Işkın |
Bitki sürgünü, asma filizi. |
Türkçe |
| İsmigül |
Adı gül olan kimse. İsim-gül. |
Türkçe |
| İsminaz |
1. Naz isminde. 2. Çok nazlı olan. |
Arapça-Farsça |
| İsminur |
Nur ismini alan. |
Arapça |
| İsra |
1. Yürütme, geceleyin yürütme gönderme. 2. Hz. Peygamberin miraç gecesi. 3. Kur'an-ı |
Arapça |
| İstare |
Yıldız, necm, sitare. |
Farsça |
| İşve |
Güzellerin gönül alıcı, gönül aldatıcı, nazlı davranışı. |
Arapça |
| Itır |
1. Güzel, hoş koku. 2. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası. |
Arapça |
| İvar |
Düzülmüş, koşulmuş, hazırlanmış. |
Farsça |
| İver |
küçük veya taze fidan |
Farsça |
| İzdezdar |
Aşkın en güzel hali |
Bulgarca |
| İzel |
İz + El / El izi anlamında |
Türkçe |
| İzgi |
(bkz. İzgü). |
Türkçe |
| İzgü |
İyi güzel, akıllı, adaletli. |
Türkçe |
| İzgül |
(bkz. İzgü). |
Türkçe |
| İzhanım |
(bkz. İzhan). |
Türkçe |
| İzlem |
İz bırakan |
Türkçe |
| Jade |
Yeşim taşı. Yarı değerli yeşil renkli bir taş. |
Fas |
| Jale |
Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacığı, çiğ, şebnem (bkz. |
Farsça |
| Jalenur |
Parlayan, ışıldayan çiy |
Bilinmiyor |
| Janset |
Güneşin doğuşu |
Çerkez |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Jasmin |
Yasemin |
Bilinmiyor |
| Jengar |
1. Bakır pası. 2. Çöktaşı. 3. Deniz yeşili renk. |
Türkçe |
| Jülide |
1. Karışık, karmakarışık, dağınık. 2. Derinlik. |
Farsça |
| Kader |
1. İman esaslarından, Allah'ın bütün yaratıklar için hüküm ve irade ettiği hallerin o |
Arapça |
| Kadife |
Yüzü ince sık tüylü, parlak ve yumuşak kumaş. |
Arapça |
| Kadın |
1.Yetişkin dişi insan. 2. Evlenmiş kadın. 3. Evli ve itibarlı kadın, hanım. |
Türkçe |
| Kadire |
Güçlü kuvvetli. |
Arapça |
| Kadriye |
(bkz. Kadri). |
Arapça |
| Kafiye |
1. Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 2. |
Arapça |
| Kaide |
1. Oturan. 2. Temel, esas. 3. Başkent. |
Arapça |
| Kaime |
1. (bkz. Kaim). 2. Türklerde kağıt para manasına gelmektedir. |
Arapça |
| Kamaran |
Kızıl Deniz'de Yemen kıyılan yakınında bir ada. |
Arapça |
| Kambin |
Mutlu, bahtiyar. |
Farsça |
| Kame |
Kâm, istek, arzu. |
Farsça |
| Kamelya |
1. Çaygillerden, büyük beyaz, kırmızı veya penbe renkte çiçekler açan dayanıklı yapra |
Arapça |
| Kamile |
(bkz. Kamil). |
Arapça |
| Kaniye |
(bkz. Kani). |
Arapça |
| Kansu |
1. Çin'in kuzey batısında önemli bir sınır kenti. 2. Çin'de müslümanların en çok bulu |
Türkçe |
| Karanfil |
Bir çeşit kokulu çiçek. |
Arapça |
| Karçiçeği |
Süsengillerden, beyaz pembe çiçekler açan soğanlı bitki. |
Türkçe |
| Kardelen |
1. Çiğdem. 2. Nergisgillerden baharda çok erken çiçek açan soğanlı bir bitki. |
Türkçe |
| Karen |
Saf, arı, katıksız. İngilizce de katherine isminin kısaltılmışı olarak ta kullanılır. |
İngilizce |
| Karmen |
Parlak kırmızı renk. |
Farsça |
| Karye |
Köy küçük kasaba. Kabile reisi veya eşraftan birine oturduğu karyeyle aynı isim veril |
Arapça |
| Kasene |
1. İyilik, iyi hal, iyi iş, hayırlı iş. 2. Dünya ve ahiret saadeti. 3. Eski altın par |
Arapça |
| Kasibe |
(bkz. Kasib). |
Arapça |
| Kaşife |
(bkz. Kaşif). |
Arapça |
| Katibe |
(bkz. Katib). |
Arapça |
| Katife |
1. Kadife. 2. Bir nevi çiçek. |
Arapça |
| Katre |
1. Damla. Damlayan şey. |
Arapça |
| Kavin |
Güçlü, cesur kız çocuğu |
Farsça |
| Kayla |
1. Pür, saf, katıksız 2. Kötülükten uzak, masum. |
Yunanca |
| Kebire |
(bkz. Kebir). |
Arapça |
| Kebuter |
Güvercin. |
Farsça |
| Keffaret |
1. Günahı örten anlamına gelir. 2. Günahların ödenmesi gereken bedeli. |
Arapça |
| Keje |
Sarışın kız çoçuğu |
Kürtçe |
| Kelebek |
1. Vücudu kanatlan ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda |
Türkçe |
| Kelime |
(bkz. Kelim). |
Arapça |
| Kemalat |
İnsanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgunluğu. |
Arapça |
| Kemyab |
Az bulunan, nadir. |
Farsça |
| Kenter |
Şehirli, kentli. |
Türkçe |
| Keramet |
1. Birine karşı ikramda bulunmak. 2. Allah'ın bir kimseye cömertliği, lütfü, himayesi |
Arapça |
| Kerenay |
Eskiden kullanılan bir çeşit nefesli saz. |
Farsça |
| Keriman |
(bkz.Kerim). |
Arapça |
| Kerime |
1. (bkz. Kerim). 2. Âyet. 3. Kız evlat. |
Arapça |
| Kevar |
Büyük Sahra'da önemli bir vaha. |
Arapça |
| Kevser |
1. Maddi ve manevi çokluk, kalabalık nesil. 2. Cennette bir havuzun ırmağın adı. 3. K |
Arapça |
| Keyvan |
Satürn yıldızı. |
Farsça |
| Keyyise |
(bkz. Keyyis). |
Arapça |
| Kezban |
1. Bir yeri yöneten kadın kahya. 2. Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Kibar |
1. Duygu, davranış ve hareket bakımından ince, zarif, nazik, çelebi. 2. Büyük cömert, |
Arapça |
| Kibariye |
(bkz. Kibar). |
Arapça |
| Kifayet |
1. Yetişme, el verme, kafi gelme. 2. Bir işi yapabilecek yetenekte olma. |
Arapça |
| Kınnesrin |
Kuzey Suriye'de bir şehir, eski Halepde denilmektedir. |
Arapça |
| Kiraz |
Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu ağaç ve bu ağacın yuvarlak |
Yunanca |
| Kiset |
Kese, tütün kesesi. |
Gagauzca |
| Kısmet |
1. Bölme, pay etme, hisselere ayırma. 2. Talih, nasip, kader. 3. Şayi olan hisseyi ta |
Arapça |
| Kişver |
Ülke. |
Farsça |
| Kitiaraz |
Dünyayı süsleyen, dünyanın süsü olan. |
Farsça |
| Kiyan |
1. Yıldız. 2. Merkez. |
Farsça |
| Kiyaset |
Uyanıklık, anlayışlılık. |
Arapça |
| Kıymet |
1. Değer. 2. Bedel, baha, tutar. 3. Şeref, onur, itibar. |
Arapça |
| Kızılözen |
Kızılırmak, güney Azerbaycan'ı 2 defa katederek Gilan'da Hazer denizine dökülen ırmak |
Türkçe |
| Kösem |
1. Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. 2. Cildi temiz, pürüzsüz. 3. Kösem Sultan |
Türkçe |
| Koza |
İçinde tohum ya da krizalit bulunan koruncak. |
Türkçe |
| Kübra |
1. Büyük olan (Ekber'in müennesi). 2. Hadicetü'l-Kübra: Hz. Peygamberin ilk hanımı. |
Arapça |
| Kudsiyye |
(bkz. Kudsi). |
Arapça |
| Kumru |
Güvercinlerden, uzunca kuyruklu boynunun yanlarında benekler bulunan ve güvercinlerde |
Farsça |
| Kumsal |
Sahil anlamına gelmektedir. |
Arapça |
| Kurre |
Tazelik, parlaklık. Mısır valiliği yapmış bir zatın adıdır. |
Arapça |
| Küşade |
1. (bkz. Küşad). 2. Açık. 3. Ferah. |
Farsça |
|
|
|
|
|
HaberSinerji.Com
Sitemizde Yayınlanan Haber, Yazı, Video, Makale ve Dökümanları
Sitemiz Paylaşım Amaçlı Sunar Ve Hiçbir Sorumluluk Kabul Etmez.
|
| |
|
bu hafta oynanan karabük maçının geniş özeti,
lazerli şov,
Online Edward Zwick filmi izle,
nin tedbirli olarak Bank Asya,
AKSARAY ÜNİVERSİTESİ 2011-2012 YGS LYS Ek yerleştirme boş Kontenjanları,
YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) 2011-2012 YGS LYS Taban Puanları,
baykal ayet ve hadislerden alıntı yaptı,
Venezuela: Meridiano,
12 Haziran 2011 Milletvekili Seçimi Boztepe İlçesi Kesinleşmiş Sonucu,
Ygs Coğrafya Biyoloji Soru ve Cevapları,
kaza sırasında Zanzibar,
Haber Türk Gazetesi 16.03.2011 Manşeti,
Geyve,
VİDEO-Chelsea 4 - 0 Portsmouth İngiltere FA CUP Maçı Golleri ve Geniş Özetini İZLE 08 Ocak 2012,
fenerbahçe tarihi,
pkk kampları,
un Tilaveti İle 3.Cüzü Takip edebilirsiniz,
D haber sevimli panda haberi,
CHP Erzurum İl Başkanı Hasan Çiloğlu ve 15 üyesi istifa etti. ,
kamera şakası,
ikinci kez anne olma mutluluğunu yaşadı.,
İbrahim Özdabak Günün karikatürü,
33. Slovakya (791),
bu konuda soylemek istediklerim bu kadar,
USB,
Portföy Yöneticiliği Faaliyetine ve Bu Faaliyette Bulunacak Kurumlara İlişkin Esaslar Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ,
et ithalat,
Enflasyonun yılın ilk 5 ayında yüzde 4,
Fenerbahçe Galatasaray derbisi ne zaman oynanacak,
D Haberde çıkan fransada ceza için 1 milyondar ayıran Rachid Nekkaz kimdir,
|
| |
|