|
Bu Haber 02.01.2010 12:05:34
Eklenmiştir. 1588 Kez Okunmuştur. |
|
G-Ğ-H Harfleri İle Başlayan Erkek Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Gaffar |
1. Kullarının günahlarını affeden, Allah. 2. Çok merhamet eden. Allah'ın isimlerinden |
Arapça |
| Gafur |
Mağfiret eden, yarlığayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah'ın isimler |
Arapça |
| Gagauz |
1. Gökoğuzlar. 2. Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Ru |
Türkçe |
| Galib |
1. Galebe çalan, muzaffer, yenen. 2. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. 3. Üstün bas |
Arapça |
| Galip |
Yenen, üstün gelen |
Arapça |
| Gani |
1. Zengin varlıklı, bol doygun. 2. Sahip olduğunda fazlasını istemeyen. Allah'ın isim |
Arapça |
| Ganim |
Ganimet alan. |
Arapça |
| Garib |
1. Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kuralları açısından "b/p" o |
Arapça |
| Garip |
Kimsesiz, yalnız, yabancı / Tuhaf |
Türkçe |
| Gavs |
1. Suya dalma, dalgıçlık. 2. Yardım muavenet. 3. Yardım istemek için bağırmak. 4. Yar |
Arapça |
| Gaza |
Din uğruna savaş. |
Arapça |
| Gazal |
1. Ceylan. 2. Geyik, âhû. 3. Geyik yavrusu. 4. Güzel göz, irigöz. |
Arapça |
| Gazanfer |
1. İri arslan, şir. 2. Cesur, yürekli, yiğit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabı. |
Arapça |
| Gazel |
1. Latif. 2. Kuruyarak dökülmüş ağaç yaprağı. 3. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarında |
Arapça |
| Gazi |
1. Allah yolunda savaşan kişi. 2. Gaza sırasında yaralanan kimse. 3. Gaza sırasında y |
Arapça |
| Gazir |
1. Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal. |
Arapça |
| Gaziyüddin |
Din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan. |
Arapça |
| Gazzal |
İplikçi. |
Arapça |
| Gazzali |
İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. Babası "Gazzal-iplikçi" sanatçısı olduğu içi |
Arapça |
| Genç |
1.Hazine define. 2. (a.) Naz, eda, cilve. |
Farsça |
| Gencal |
Genç kal. -(bkz. Genç). |
Türkçe |
| Gencay |
Ayın bir haftalık oluncaya kadar ki şekli, hilal. |
Türkçe |
| Gence |
Kuzey Azerbaycan'ın Baku'dan sonra en büyük şehri. |
Farsça |
| Gencer |
Yeni taze, körpe kimse, yiğit. |
Türkçe |
| Genco |
Genç |
Türkçe |
| Gerçel |
Astrolojide öğle zamani, Reel Sayi, Gercek |
Türkçe |
| German |
Hisar, kale |
Farsça |
| Gevan |
Kahramanlar, yiğitler. |
Farsça |
| Gezegen |
Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı. |
Türkçe |
| Gilman |
1. Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençler. 2. Köleler, esirler. 3. Cennette hizme |
Arapça |
| Girami |
Aziz, muhterem, saygın ulu. |
Farsça |
| Gıyas |
Yardım, gavs, nusret. |
Arapça |
| Gıyaseddin |
Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Su |
Arapça |
| Gökalp |
Göklerin yiğidi bahadır. |
Türkçe |
| Gökay |
Gök ve Ay gibi güzel olan |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Gökberk |
Yeşil yaprak |
Türkçe |
| Gökcan |
Yeşermiş, taze can, özlemle dolu can |
Türkçe |
| Gökçek |
1. Güzel çok güzel. 2. Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3. İnce narin zarif. 4. Güler |
Türkçe |
| Gökdeniz |
Gök-deniz. |
Türkçe |
| Gökdoğan |
Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü. |
Türkçe |
| Göker |
Gökyüzü gibi er |
Türkçe |
| Gökhan |
Göklerin hakanı, Gök gibi büyük han |
Türkçe |
| Gökhun |
Eski Türk isimlerinden Gök+Hun |
Türkçe |
| Göksenin |
Gök sana ait. |
Türkçe |
| Göktepe |
Mavi tepe. |
Türkçe |
| Göktuğ |
Gök renkli Tuğ sahibi |
Türkçe |
| Göktuğhan |
Gök renkli Tuğ sahibi Han |
Türkçe |
| Göktürk |
Orta Asya'da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse. |
Türkçe |
| Güçlü |
1. Gücü olan kuvvetli zorlu. 2. Bir musiki dizisinde duraktan sonraki en önemli perde |
Türkçe |
| Gülabi |
Gülsuyu. |
Farsça |
| Gulam |
1. Oğlan, uşak. 2. İran ve Hindistan'da (abd) kelimesi yerine kullanılmıştır. Gulam A |
Arapça |
| Gülenbey |
(bkz. Gülenay). |
Türkçe |
| Gülhan |
Gül evi, ateşhane. |
Farsça |
| Gülname |
Sevgiliye yazılan mektup, kaside. |
Farsça |
| Gülnar |
Hisar, kule. |
Farsça |
| Gültekin |
Genç delikanlı, nazik. |
Türkçe |
| Gündüz |
Gecenin karşıtı |
Türkçe |
| Güner |
Güneşin doğma zamanı |
Türkçe |
| Güngör |
İyi günler yaşa anlamında |
Türkçe |
| Günhan |
Oğuz'un altı oğulundan Güneş'i simgeleyenin adı |
Türkçe |
| Günsel |
Hızlı akan sel. |
Türkçe |
| Güral |
Çok al, bol al |
Türkçe |
| Güray |
Yeni doğan ay. |
Türkçe |
| Gürbüz |
1. İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. 2. Cesur, kuvvetli. 3. Sağlıklı, sıhhatli. |
Türkçe |
| Gürcan |
Herkesi seven, özveride bulunan |
Türkçe |
| Gürçınar |
Çok büyümüş, gelişmiş, serpilmiş. |
Türkçe |
| Gürcü |
Gürcistan ahalisinden veya bu ahalinin soyundan olan. Gürcistan ahalisine ait. |
Türkçe |
| Gürdal |
Güçlü, gelişmiş dal. |
Türkçe |
| Gürel |
Maiyeti geniş, çevresi güçlü kuvvetli. |
Türkçe |
| Güren |
Bu isim hakkında bilgi sahibi olanlar, yorumları ile bizleri aydınlatabilirler. |
BiBilinmiyor |
| Gürgan |
1. İran'ın kuzeydoğusunnda bir yer. 2. Aksak Timur'un lakabı. |
Farsça |
| Gürhan |
1. Hanlar hanı. 2. Kara-Hitay prenslerine verilen unvan. |
Türkçe |
| Gürkan |
1. Bol kan. Genç, taze, gelişmiş, serpilmiş. |
Türkçe |
| Gürol |
Büyü, serpil, geliş. |
Türkçe |
| Gürsel |
Gürlükle ilgili, gür olan |
Türkçe |
| Güvenç |
1. Güvenme, dayanma, itimat. 2.Övünme, gurur. |
Türkçe |
| Güzey |
Güneş görmeyen yer, kuzey |
Türkçe |
| Habban |
Güney Arabistan'da bir kasaba. |
Arapça |
| Habeşi |
Habeşler gibi derisinin rengi çok koyu esmer olan kimse. Habeş ırkına mensup. |
Arapça |
| Habib |
Sevgili. Seven, dost. |
Arapça |
| Habibullah |
Allah'ın sevgilisi. Hz. Peygamber. |
Arapça |
| Habil |
Habil. Hz. Adem'in oğullarından, Kabil'in kardeşi, Kabil tarafından öldürülmüştür. Ye |
Arapça |
| Habir |
1. Taze, haberli, bilgili, agah, vakıf. 2. Cenab-ı Hak. |
Arapça |
| Haccac |
1. Delil ikame eden. Delille galip olan. 2. Irak valisi olup, Hz. Muhammed soyuna ve |
Arapça |
| Hace |
1. Hoca. 2. Bilgin, öğretmen. 3. Çelebi, sahip, muallim, profesör. Daha çok lakab ola |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Hacı |
1. Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden, hacı. 2. Dini bir mahalli ziyaret eden kimse. |
Arapça |
| Hacib |
Birinin bir yere gitmesine engel olan. 2. Kapıcı. -Türk dil kuralına göre "b/p" olara |
Arapça |
| Hacir |
1. Hicret eden, bir başka yere geçen. 2. Sayıklayan. |
Arapça |
| Haciyan |
Hacılar, hacc farizasını yerine getirmiş olan müslümanlar. |
Osmanlıca |
| Hadi |
1. Yenilene yardım eden, yardımcı. 2. Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, reh |
Arapça |
| Hadic |
Erken doğan oğlan çocuğu. |
Arapça |
| Hadid |
1. Keskin. 2. Demir. 3. Öfkeli, hiddetli, şiddetli, titiz. 4. Kur'an-ı Kerim'in 50. s |
Arapça |
| Hadim |
Hizmetkar, yardım eden. Hadim-i Harameyn: Harem-i Şerifin hizmetkarı. Hicaz'ın alınma |
Arapça |
| Hadis |
Hz.Muhammed'in söz ve davranışları |
Arapça |
| Hafi |
1. Çok ikram eden, insanı güler yüzle karşılayan. 2. Yalınayak yürüyen, koşan adam. |
Arapça |
| Hafid |
Erkek torun. |
Arapça |
| Hafız |
Ezberleyen / Özellikle Kuran-ı Kerim'i ezbere okuyan |
Arapça |
| Hafizüddin |
Dinin koruyucusu. Daha çok unvan olarak verilir. |
Arapça |
| Hakan |
1. Eski Türk ve Moğol hükümdarlarının kullandığı unvanlardan biri, hanlar hanı. 2. Ka |
Türkçe |
| Hakem |
1. Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2. Çeşitli ya |
Arapça |
| Haki |
ı. Yeşile çalan koyu sarı renk, toprak rengi. 2. Topraktan, toprağa mensup. Mütevazi |
Farsça |
| Hakim |
1. Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. 2. Hükmeden, dava yargılama işine mem |
Arapça |
| Hakkı |
1. Doğruluk ve insaf sahibi. 2. Bir insana ait olan şey. 3. Dava, iddiada hakikate uy |
Arapça |
| Haktan |
Allah'tan gelen, Allah'ın verdiği. |
Türkçe |
| Haktanır |
Herkesin hakkını gözeten kimse. |
Arapça-Türkçe |
| Halas |
Kurtuluş, kurtulma. |
Arapça |
| Halaskar |
Kurtarıcı. |
Arapça |
| Haldun |
Devamlılar, sürekli olanlar. |
Arapça |
| Halef |
1. Babadan sonra kalan oğul. 2. Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen ki |
Arapça |
| Halid |
1. Sonsuz, daim, ebedi. 2. Bir yıldan çok yaşayan. 3. Türk dil kurallarına göre "d/t" |
Arapça |
| Haliddin |
Dinin sonsuzluğu ölümsüzlüğü. |
Arapça |
| Halife |
1. Halef, naib. 2. Hz. Peygamber'in vekili ve dünyadaki müslümanların başı olan kimse |
Arapça |
| Halil |
Samimi dost, Allah'ın dostu. |
Arapça |
| Halilullah |
Allah'ın dostu. Hz. İbrahim (a.s.). |
Arapça |
| Halim |
1. Sakin, sessiz. 2. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu. Allah'ın isimlerindendir. "Ab |
Arapça |
| Halis |
1. Hilesiz, katkısız. 2. Karışmamış, katışıksız, saf, hilesiz. Temiz. 3. Yalnız, sade |
Arapça |
| Halit |
Süregelen, sürekli, geç yaşlanan |
Arapça |
| Hallac |
Pamuk, yatak, yorgan atan kimse. Hallac-ı Mansur: 922 yılında "Ene'1-Hak" dediği için |
Arapça |
| Haluk |
İyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan. |
Arapça |
| Haman |
Hz. Musa'ya karşı acımasızca mücadele eden Mısır Firavunu'nun veziri. |
Arapça |
| Hamase |
Yiğitlik, kahramanlık şiirleri, marşlar. |
Arapça |
| Hamdi |
1. Allah'ı övmek. 2. Allah'a şükretmek. 3. Şükreden, şükredici. |
Arapça |
| Hamdullah |
Allah'ın övgüsü. |
Arapça |
| Hami |
Himaye eden, koruyan, koruyucu, sahip çıkan, gözeten. |
Arapça |
| Hamid |
1. Koru sönmediği halde alevi sönen ateş. 2. Hamdeden, şükreden kul. 3. Hz. Pey. (s.a |
Arapça |
| Hamit |
Şükredici, hamdedici |
Arapça |
| Hammad |
-1. Çok hamdeden, çok şükür ve dua eden. Hammad b. Ebu Süleyman: Hadisçi. Tabiindendi |
Arapça |
| Hamza |
1. Arslan. 2. Heybetli, azametli demektir. Hz. Peygamber'in amcası, Mekke döneminde m |
Arapça |
| Han |
1. Hükümdar. Eski Türklerde Hakan da denen devlet reisi. 2. Yolcuların misafir olduğu |
Türkçe |
| Hanbeli |
Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (Öl. 855): Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan |
Arapça |
| Hanedan |
Kökten, asil ve büyük aile. |
Farsça |
| Hanef |
Doğruluk, istikamet. |
Arapça |
| Hanefi |
İmamdı Azam Ebu Hanife'nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kişi. |
Arapça |
| Hanif |
l. Tek Allah'a, Allah'ın birliğine inanan. 2. İslam inancına sıkı ve samimi olarak ba |
Arapça |
| Hanifi |
Mezhep, Bknz Hanefi |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Hansoy |
(Han sülalesine mensup. |
Türkçe |
| Hanzala |
Eshâb-ı kirâmdan olan ve Uhud savaşı şehitlerindendir. |
Arapça |
| Harim |
1. Biri için kutsal olan şeyler. 2. Harem dairesi, harem. 3. Evin içi gibi, başkaları |
Arapça |
| Haris |
1. Muhafız, bekçi, gözcü. 2. Koruyan, koruyucu. 3. Son derece hırslı olan. 4. Yemen'd |
Arapça |
| Harizm |
Amuderya'nın aşağı kısmının her iki yanında bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy'a kadar |
Farsça |
| Harman |
1. Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. |
Arapça |
| Harras |
Ekinci, çiftçi, toprağı işleyip ekin eken. |
Arapça |
| Harun |
Kur'an-ı Kerim'de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir' |
Arapça |
| Harzem |
(bkz. Harizm). |
Farsça |
| Hasafet |
1. Hükümde sağlamlık, kuvvet ve olgunluk. 2. Görüş sağlamlığı. |
Arapça |
| Hasan |
Güzellik, iyilik, hüsn sahibi olmak. Hasan b. Ali b. Ebi Talib: Ali (r.a.)’nin |
Arapça |
| Hasbek |
Dürüst, iyi, saf insan. |
Türkçe |
| Hasbi |
İsteyerek ve karşılık beklemeksizin yapılan. |
Türkçe |
| Haseki |
Hükümdarların hizmetine tahsis edilmiş şahıs ve zümrelere verilen ad. |
Arapça |
| Hasen |
1. Güzel, süslü. 2. Güzel işler, hayırlar. Hasan şeklinde kullanılır. |
Arapça |
| Hasib |
1. Hayır sahibi, eliaçık, cömert. 2. Değerli, itibarlı, soyu temiz, muhterem, saygın, |
Arapça |
| Hasif |
Hasafetli, aklı başında olgun adam. |
Arapça |
| Haşim |
1. Haşmetli, gösterişli, muhteşem. 2. Kuru ekmek kırıntısı doğrayan. Ezen, kıran, yar |
Arapça |
| Haşimî |
Haşime mensup, Haşimilerden olan. |
Arapça |
| Hasip / Hasbi |
Kişisel değeri olan, ünlü bir soydan gelen |
Bilinmiyor |
| Haşır |
Toplayan, cem’eden, haşreden. |
Arapça |
| Haşmeddin |
Dinin büyüklüğü, ihtişamı. |
Arapça |
| Haşmet |
İhtişam, gösterişlilik, heybet, büyüklük. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanı |
Arapça |
| Haspolat |
Katışıksız, saf, çelik gibi. |
Türkçe |
| Hatay |
İl adı Antakya olan kentimizin adı |
Türkçe |
| Hatem |
1. Mühür, üstü mühürlü yüzük. 2. En son. 3. Hatemü'l-Enbiya: Peygamberlerin sonuncusu |
Arapça |
| Hatemi |
Sonuncu en son olan / Mühürcü |
Arapça |
| Hatib |
1. Hitab eden, söz söyleyen. 2. Camide hutbe okuyan. 3. Güzel, düzgün konuşan kimse. |
Arapça |
| Hatif |
1. Kuvvetli, sert ve tiz bir sesle tebliğ veya davet eden kimse. 2. Göz kamaştıran. 3 |
Arapça |
| Hatim |
1. Sona erdiren, bitiren. 2. Mühürleyen, mühürleyici. |
Arapça |
| Hatır |
1. Şan ve şeref sahibi. 2. Yüce, ulu. 3. Tehlikeli. |
Arapça |
| Hatırsaz |
Gönül yapan, hoşnut eden. |
Arapça-Farsça |
| Hay |
1. Canlı, diri. 2. Allah'ın sıfatlarından. "abd" takısı alarak kullanılır. "Abdülhay" |
Arapça |
| Hayali |
1. Hayal niteliğinde ya da hayal ürünü olan. 2. Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük |
Arapça |
| Hayati |
1. Dirilik, canlılık. 2. Büyük önem taşıyan. 3. Hayata, yaşayışa ait, hayatla ilgili. |
Arapça |
| Haydar |
1.1. Arslan, esed, gazanfer, şir. 2. Cesur, yiğit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabı. |
Arapça |
| Hayim |
1. Şaşkın, hayrette. 2. Sevgiden dolayı şaşkına dönmüş. |
Arapça |
| Hayko |
Zamanında bir klonu kurtarmıs cesur kurtarıcı anlamına gelmektedir. |
Ermenice |
| Hayr |
İyi, faydalı, hayırlı, yarar. Hayru'l-Vera: Halkın, alemin hayırlısı, Hz. Muhammed. H |
Arapça |
| Hayran |
1. Şaşmış, şaşa kalmış, şaşırmış. 2. Çok tutkun. 3. Aşırı derecede sevgi duyan. |
Arapça |
| Hayrat |
1. Sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler, iyilikler. 2. Sevap için kurulan müesse |
Arapça |
| Hayreddin |
Dinin hayırlı eylediği mübarek kıldığı insan. -Türk dil kuralları açısından "d/t" olatd>
| Arapça |
| Hayrettin |
Hayır eden, hayır sahibi |
Arapça |
| Hayri |
Hayırla, iyilikle ilgili, uğur ve kutluluğa ait. |
Arapça |
| Hayrullah |
Allah'ın hayırlı ettiği erkek. |
Arapça |
| Haysiyet |
Şeref, onur, itibar, değer. |
ArArapça |
| Hayyam |
1. Çadırcı. 2. İran'ın meşhur şairlerinden Ömer Hayyam, |
Arapça |
| Hazım |
Hazmeden, hazimli, ihtiyatlı, akıllı, işinde gözü açık, sağlam olan. |
Arapçatd> |
| Hazin |
1. Hüzünlü, üzüntülü, acıklı. 2. Üzüntü veren, gamlandıran, kederlendiren. |
ArArapça |
| Haziz |
1. Mesud, mutlu. 2. Hisse ve nasibi olan. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Hazlan |
1. Terketmek. 2. Allah ilminde, Allah'ın insanı lütuf ve nusretinden mahrum etmesi. İ |
Arapça |
| Hazrec |
1. Bir Arap kabilesinin ismi. 2. Hz. Peygamberi Mekkeli muhacirlerle, Medine'de kabul |
Arapça |
| Hebib |
Rüzgar. |
Arapça |
| Hedef |
1. Nişan, nişan alınacak yer alanı. 2. Meram, maksat, gaye, amaç. |
Arapça |
| Hekim |
1. İnsan hastalıklarının teşhis ve tedavisi ile uğraşan kimse, doktor. 2. Hikmet sahi |
Arapça |
| Heper |
Cesur, yiğit kimse. |
Türkçe |
| Hepyener |
(bkz. Heper). |
Türkçe |
| Hewar |
Çığlık, haykırış. |
Kürtçe |
| Heyban |
1. Korkunç, korku veren. 2. Çok utangaç. |
Arapça |
| Heybet |
1. İnsanlarda korku ile birlikte saygı uyandıran görünüş. 2. Karizma, doğal etkileyiş |
Arapça |
| Heysem |
Toy kuşunun yavrusu. Tavşancıl yavrusu. Akbaba yavrusu. Kurt eniği. |
Osmanlıca |
| Hezan |
Güçbirliği, Toprak damlarda yük taşıyıcı ağaç kolon. |
Kürtçe |
| Hezarfen |
Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bi |
Farsça |
| Hibetullah |
Allah'ın bağışlaması, bağışı. |
Arapça |
| Hicab |
1. Utanma, sıkılma. 2. Perde, ikişeyi birbirinden ayırmaya yarayan perde. |
Arapça |
| Hicabi |
(bkz. Hicab). |
Arapça |
| Hicazi |
Hicaza mensub. Hicazla alâkalı. Hicaz : Arabistan’da Mekke-i Mükerreme ile M |
Arapça |
| Hicri |
Göç eden / Hicrete ait, hicretle ilgili |
Arapça |
| Hiçsönmez |
(bkz. Sönmez). |
Türkçe |
| Hiçyılmaz |
(bkz. Yılmaz). |
Türkçe |
| Hidayeddin |
Dinin gösterdiği doğru yol. |
Arapça |
| Hidayetullah |
Allah’ın hidayeti. |
Arapça |
| Hıdır |
(bkz. Hızır). |
Arapça |
| Hidiv |
İmtiyazlı, Mısır valisi veya bu valinin ünvanı. |
Arapça |
| Hıfzı |
1. Saklama, koruma ile ilgili. 2. Ezberleme, akılda tutma. |
Arapça |
| Hıfzullah |
Allah'ın koruması, saklaması. |
Arapça |
| Hıfzurrahman |
Merhamet eden, acıyan. Allah'ın koruyuculuğu. Allah'ın uhdesinde. |
Arapça |
| Hikem |
Hikmetler. |
Arapça |
| Hikmeddin |
Dinin hikmeti. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Hikmetullah |
1. Ancak Allah'ın bileceği iş. 2. Allah'ın hikmeti. |
Arapça |
| Hila |
Hükümdarın taltif etmek istediği kimseye verdiği kıymetli elbise. Hil'at. |
Arapça |
| Hilmi |
Yumuşak huylu, sakin tabiatlı. |
Arapça |
| Himayet |
Koruma, korunma. |
Arapça |
| Himmet |
1. Gayret, emek, çalışma, çabalama. Yüksek irade. 2. Ermiş kimsenin tesiri. 3. Türk d |
Arapça |
| Himyer |
Yemen'de bir kavmin adı. |
Arapça |
| Hıncal |
Öc al. |
Türkçe |
| Hiram |
Salınma, salınarak edalı yürüme. |
Farsça |
| Hişam |
Nisam el-Melik: Emevi halifesi. |
Arapça |
| Hizber |
1. Arslan, esed, gazanfer, şir, bahadır. 2. Cesur, yürekli adam. |
Arapça |
| Hizbullah |
Allah'a inananlar topluluğu. |
Arapça |
| Hızır |
1. Yeşil. Yeşillik. 2. Kehf suresinde 59-81. ayetlerde bahsi geçen ve Hz. Musa'nın on |
Arapça |
| Hızır Bey |
İstanbul'un fethinden sonra oranın ilk kadısı olan Türk alimi ve şairi. |
Arapça |
| Hızırhan |
Seyyid. Seyyidi sülalesinin kurucusu, Malik Süleyman'ın oğlu. |
Arapça |
| Hızlan |
Hız kazan, hızını artır. |
Türkçe |
| Hubeyb |
1. Küçük taze buğday taneceği. Tanecik. Hubeyb b. Adiyy el-Ensarî (Öl. 625): İslam'ın |
Arapça |
| Hüccet |
Delil. |
Arapça |
| Hud |
Hz. Hud (a.s). Ad kavmine gönderilen peygamber. -Kur'an'da ismi geçen 24 peygamberden |
Arapça |
| Hüdai |
(bkz. Hüdayi). |
Arapça |
| Hudavendi |
1. Hükümdarlık. 2. Efendi, sahip, maliklik. 3. Hakim, hükümdar. |
Farsça |
| Hudavendigar |
1. Sahip, hükümdar, bay. 2. Fars edebiyatında Allah manasında kullanılır. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Hüdaverdi |
Allah verdi, çocuk özlemi çeken aileler ilk çocuklarına genellikle bu adı verirler |
Arapça |
| Hudayi |
Allah'a mensup, Allah'ın yarattığı. |
Farsça |
| Hudeybiye |
1. Mekke'den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2. İslam tarihinde Hudeybiye Mus |
Arapça |
| Hulagu |
Moğol hükümdarı olup, İran'da Moğol hanedanının kurucusudur. |
Farsça |
| Hulki |
1. Hulk, yaratılışla ilgili, doğal tabi. 2. İyi ahlaklı, iyi huylu. |
Arapça |
| Hulusi |
1. Halis olan, saf, iç temizliği. 2. Samimi, candan. -(bkz. Halis). |
Arapça |
| Hüma |
1. Devlet kuşu. 2. Saadet, mutluluk. |
Arapça |
| Hunalp |
Cesur, kahraman. |
Türkçe |
| Hünkar |
1. Uğurlu. 2. 15-29 yaş arasında Osmanlı Sultanlarına verilen isim. |
Farsça |
| Hür |
Özgür, bağımsız. |
Arapça |
| Hurdaz |
Farsların kullandığı şemsi senenin 3. ayına verilen isim. |
Farsça |
| Hürdoğan |
(bkz. Hüray). |
Arapça-Türkçe |
| Hüreyre |
Kedicik, kedi yavrusu. Ebu Hüreyre: Ashab-ı Kiram'dan en çok hadis rivayet eden sahab |
Arapça |
| Hürkal |
Esir olma. |
Türkçe |
| Hürkan |
Özgür soydan gelen. |
Türkçe |
| Hürmüz |
1. Zerdüştlerin hayır tanrısı. 2. Eski İran takviminde güneş yılının ilk günü. 3. Jüp |
Farsça |
| Hürol |
(bkz. Hürkal). |
Türkçe |
| Hürsel |
(bkz. Hürol). |
TüTürkçe |
| Hürsev |
Hürriyeti seven kişi. |
Türkçe |
| Hurşid |
Güneş, aftab, mihr, şems. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Farsça |
| Hurşit |
Güneş |
Farsça |
| Hüryaş Ar |
(bkz. Hürsev). |
Türkçe |
| Hüsam |
Keskin kılıç. |
Arapça |
| Hüsameddin |
1. Dinin keskin kılıcı. 2. Mevlana'nın halifesi olan Hüsameddin Çelebi, Mevlana'nın M |
Arapça |
| Hüsamettin |
Keskin kılıç / Dinin keskin kılıcı |
Arapça |
| Hüseyin |
1. Küçük sevgili. 2. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in torunu, Hz. Ali'nin küçükoğlu. |
Arapça |
| Hüsmen |
Hüseyin'den bozma olarak yapılan isim. |
Türkçe |
| Hüsni |
Güzelliğe ait, güzellikle ilgili. |
Arapça |
| Hüsnü |
Çok güzel. |
Arapça |
| Husrev |
Hükümdar, padişah. |
Arapça |
| Hüteyn |
Hicaz ve Mısır'da dağınık halde yaşayan büyük bir göçebe kabile. |
Arapça |
| Hüzey |
Kuzey Arabistan'da büyük bir Arap kabilesi.td>
| Arapça |
| Huzeyfe |
Peygamber efendimizin sır katibinin adı. |
Arapça |
| Huzur |
Baş dinçliği, gönül rahatlığı, dirlik, erinç. |
Arapça |
|