|
|
|
|
 |
|
Bu Haber 02.01.2010 12:20:49
Eklenmiştir. 1817 Kez Okunmuştur. |
|
D - E - F Harfleri İle Başlayan Kız Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Dahiye |
(bkz. Dahi). |
Arapça |
| Dalay |
Deniz. |
Türkçe |
| Dalya |
Yıldız çiçeği. |
Türkçe |
| Damla |
1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlar |
Türkçe |
| Darya |
Allah’ın Lutfu |
Yunanca |
| Define |
1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal. |
Arapça |
| Defne |
Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve gü |
Yunanca |
| Defnenaz |
Yaprakları güzel kokulu bir ağaç türünün adı ile Naz kelimelerinin birleşiminden oluş |
Türkçe |
| Delistan |
İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karı |
Türkçe |
| Demet |
1. Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ı |
Türkçe |
| Deran |
Güzellik. |
Kürtçe |
| Deren |
Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan. |
Türkçe |
| Derin |
Yüzeyi tabanından uzak olan |
Türkçe |
| Derya |
Deniz, büyük nehir. |
Farsça |
| Deryace |
1. Küçük deniz. 2. Göl. |
Farsça |
| Deryadil |
Gönlü geniş, herşeyi hoş gören. |
Farsça |
| Deryanur |
Nur denizi, deryası. |
Farsça-Arapça |
| Desen |
1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli. |
Fransızca |
| Destan |
1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in babasının lakabı. |
Farsça |
| Deste |
1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri. |
Farsça |
| Destegül |
Gül demeti, destesi. |
Farsça |
| Destina |
Kader |
Yunanca |
| Diba |
1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas. |
Farsça |
| Dibace |
1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfaları. |
Farsça |
| Didar |
1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda. |
Farsça |
| Dide |
1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Didem |
Gözüm. |
Farsça |
| Dila |
İçten gönülden seven |
Farsça |
| Dilara |
1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneği ol |
Farsça |
| Dilaviz |
Gönlün takıldığı, gönüle takılan. |
Farsça |
| Dilay |
Gönlü aydınlatan ay. |
Farsça |
| Dilayla |
Anlamı ve kökeni hakkında fikir sahibi olanlar bizi bu konuda aydınlatabilirlerse çok |
Bilinmiyor |
| Dilbaz |
1. Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen. |
Farsça |
| Dilber |
Gönül alıp götüren, güzel. |
Farsça |
| Dilberan |
Dilberler, güzeller. |
Farsça |
| Dilberay |
Ay gibi güzel kadın |
Farsça |
| Dilbeste |
Gönül bağlamış, aşık. |
Farsça |
| Dilcan |
Samimi, içi dışı bir olan. |
Farsça |
| Dildar |
1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib ettiği 7 makamdan bir |
Farsça |
| Dilderen |
Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen. |
Farsça |
| Dilefruz |
Gönül aydınlatan. (bkz. Dilfüruz). |
Farsça |
| Dilek |
1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. İsteme, arzu etme, dileme. |
Türkçe |
| Dilem |
Gönül ilacı. |
Farsça |
| Dilemnur |
Nurlu gönül ilaci |
Farsça |
| Diler |
İsteyen, dileyen |
Farsça |
| Dilferah |
Gönlü ferah, sevinçli. |
Farsça |
| Dilfeza |
Gönlü genişleten, gönlü artıran. |
Farsça |
| Dilfüruz |
Gönüle ferahlık veren, sevindiren. |
Farsça |
| Dilkeste |
Gönül çekici. |
Farsça |
| Dilman |
(bkz. Dilmen). |
Türkçe |
| Dilmen |
1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen. |
Farsça |
| Dilnur |
Gönlü nurlu. |
Farsça |
| Dilrah |
Gönül yolu. |
Farsça |
| Dilruba |
1. Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam. |
Farsça |
| Dilşad |
Gönlü hoş, sevilmiş. |
Farsça |
| Dilşat |
Gönlü hoş,sevinçli |
Farsça |
| Dilşükufe |
Gönül çiçeği. |
Farsça |
| Dilsuz |
Gönül yakan, yürek yakıcı. |
Farsça |
| Dilvin |
Güzel konuşan,tatlı dilli (Cennet kapısında bekleyen meleklerin adı) |
Arapça |
| Dirahşan |
Parlak, parlayan. |
Farsça |
| Diren |
Toplayan,dirgen, genellikle harmanda sapları yaymaya yarayan demirden, çatallı bir ta |
Bilinmiyor |
| Dize |
Şiirin satırlarından her biri, mısra |
Türkçe |
| Doğannur |
Nurun doğması. |
Türkçe |
| Döndü |
1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu |
Türkçe |
| Döne |
Karşı ziyarette bulunma. (bkz. Döndü). |
Türkçe |
| Doyum |
Ganimet almış. |
Türkçe |
| Ducihan |
İki cihan, dünya ve ahirct. |
Farsça |
| Dudu |
1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni ka |
Farsça |
| Duhter |
Kerime, kız. |
Farsça |
| Dülfin |
Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim. |
Arapça |
| Dünya |
Yeryüzü |
Türkçe |
| Duranay |
Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman. |
Türkçe |
| Dürdane |
1. İnci tanesi. 2. Sevgili, kıymetli. |
Farsça |
| Durdu |
(bkz. Dursaliha). |
Türkçe |
| Dürefşan |
1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız. |
Farsça |
| Düriyye |
1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Durkadın |
(bkz. Dursaliha). |
Türkçe |
| Dürnur |
İnci ışığı. |
Farsça |
| Dürre |
İnci tanesi. |
Arapça |
| Dürriye |
İnci gibi parlayan |
Bilinmiyor |
| Dursaliha |
Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad. |
Türkçe-Arapça |
| Duru |
Saf, berrak. |
Türkçe |
| Durugül |
Temiz, saf gül. |
Türkçe |
| Dürveş |
İnci gibi. |
Farsça |
| Düşüm |
Hayalimdeki, düşlediğim, istediğim anlamında. |
Türkçe |
| Duygu |
1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey. |
Türkçe |
| Duysal |
Duymakla, hissetmekle ilgili olan. |
Türkçe |
| Ebru |
1. Kaş. 2. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. 3. Kağıt üzeri |
Farsça |
| Ece |
1. Baş reis. 2. Kraliçe. 3. Ana. 4. Yaşlı kadın. |
Türkçe |
| Ecegül |
(bkz. Ece). |
Türkçe |
| Ecehan |
(bkz. Ece). |
Türkçe |
| Ecem |
Kraliçem, benim sultanım |
Türkçe |
| Ecenaz |
Ece ve naz kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Türkçe |
| Echer |
1. Son derece güzel kadın. 2. Gündüz iyi görmeyen karmaşık gözlü. |
Arapça |
| Ecre |
Mükafat anlamı taşır. Ecr kökünden türemiştir. |
Arapça |
| Ecren |
Bknz. Ecrin : Allah’ın hediyesi anlamını taşımaktadır. Bu isim hakkında ayr |
Arapça |
| Eda |
1. Naz, cilve. 2. Kurum, caka. 3. Alınan şeyi geri ödeme. 4. Bir vazifeyi yerine geti |
Arapça |
| Edagül |
(bkz. Eda). |
Türkçe |
| Edibe |
(bkz. Edip). |
Arapça |
| Edviye |
Devalar, ilaçlar, çareler. |
Arapça |
| Efhem |
1. Çabuk anlayan. 2. Zihni açık olan. 3. Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. |
Arapça |
| Efide |
Yürekler, kalpler, gönüller. |
Arapça |
| Eflal |
Meyveleri yerde, kökleri gökyüzünde cennetteki bir meyve ağacı (Anlamının Yanlış Oldu |
Arapça |
| Eflin |
Cennete açılan kapı |
Farsça |
| Efnan |
Cennetteki güzel gözlü kız |
Arapça |
| Efra |
Anlamı konusunda bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bize ulaşabilirler. |
Arapça |
| Efraz |
Kaldıran, yükselten. Firar. Yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, maruf. |
Farsça |
| Efruz |
1. Şule, parıltı. 2. Aydınlatan, parlatan. 3. Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel. |
Farsça |
| Efsa |
Sihirbaz. Efsuncu. İnsanı teshir edici. | cennet ırmaklarından birinin adı |
Farsça |
| Efşan |
Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan, serpen, silken" manası verir.. Gülefşan: Gül sa |
Farsça |
| EfEfsane |
1. Asılsız hikaye. 2. Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. Dillere düşmüş, maşhur olm |
Farsça |
| Efsun |
1. Efsun, büyü, sihir, gözbağcılık, (bkz. Füsun). |
Farsça |
| Eftalya |
Bir dönemin ünlü gayrimüslim ses sanatçısı Denizkızı Eftalya'dan |
Yunanca |
| Egenur |
(bkz. Ege). |
Türkçe |
| Ehlem |
Arapça da anlamı selam vermek hayırlı günler dilemek güne iyi başlamak anlamında kull |
Arapçatd> |
| Ehliyet |
1. İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. |
Arapça |
| Ekim |
1. Toprağa ürün ekme işi. 2. Yılın onuncu ayı. |
Türkçe |
| Ekin |
1. Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. 2. Kültür. |
Türkçe |
| Ela |
Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi. |
Arapça |
| Elam |
Türkçe : Benim olan ela... Farsça : Elam İmparatorluğu Eski Elamite İmparatorluğu |
Türkçe-Farsça |
| Elanaz |
Ela ve naz kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Türkçe |
| Elanur |
(bkz. Ela). |
Arapça |
| Elasu |
Ela ve su kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Türkçe |
| Elçim |
Deste demet tutam |
Türkçe |
| Elçin |
Deste / Demet / Bir kerede ele alınabilecek kadar az olan nesne |
Türkçe |
| Elen |
Çok değerli ender bulunan mücevher... |
LaLatince |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Elezan |
Göğe yükselen ezan sesi anlamındadır. Anlamının yanlış yada eksik olduğunu düşünüyors |
Arap |
| Elfida |
Feda etme, gözden çıkarma, verme. |
Arapça |
| Elfin |
Küçük yaramaz, Ele avuca sığmaz |
İngilizce |
| Elfiye |
l1000 mısralık manzume. 2. Manzum risaleler. |
Arapça |
| Elif |
1. İslami alfabenin ilk harfi. Ebccd hesabında değeri birdir. 2. Musikide "la" notası |
Arapça |
| Elife |
(bkz. Elif). |
Arapça |
| Elis |
Güzel kokulu bir çicek. İsim hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz |
Arapça |
| Elisa |
Elisa = Elyesa: Benî İsrail Peygamberlerindendir. Benî İsrail ise; günden güne K |
Almanca |
| Eliz |
El izi |
Türkçe |
| Elizan |
Uzaktan duyulan ezan sesi |
Arapça |
| Ella |
Sonsuzlukluk |
Fransızca |
| Ellada |
Ümit. |
Yunanca |
| Elmas |
1. Bilinen kıymetli taş. 2. Pek sevgili ve kıymetli. 3. Billurlaşmış saf ve şeffaf ka |
Yunanca |
| Elnare |
Ülkesinin ışığı, Odlar yurdu Azerbaycan’ın diğer ismi ile de eşanlamlıdır. |
Azerice |
| Elveda |
Veda etmek. |
Türkçe |
| Elzem |
Çok gerekli olan, vazgeçilmez. |
Türkçe |
| Emanet |
1. Emniyet edilen kimseye bırakılan şey, eşya veya kimse. 2. Osmanlı devletinde bazı |
Arapça |
| Emel |
1. Ümit. 2. Şiddetli arzu, hırs, tamah. 3. Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. 4. İn |
Arapça |
| Emet |
Bereket, bolluk. |
Farsça |
| Emine |
1. Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2. Peygamberimizin annes |
Arapça |
| Emira |
Eski mısırda prenseslere verilen ünvan. Bu isim hakkında daha fazla bilgi sahibi o |
Bilinmiyor |
| Emire |
(bkz. Emir). |
Arapça |
| Emra |
Emra ; en güzel sunuş hediye anlamındadır. Emir veren kadın. |
Bilinmiyor |
| Emriye |
(bkz. Emri). |
Arapça |
| Enda |
Yüksek, yüce, âlâ. |
Osmanlıca |
| Enfes |
Çok güzel, en güzel. |
Arapça |
| Enise |
(bkz. Enis). |
Arapça |
| Erda |
Beyaz karınca. |
Arapça |
| Erdemay |
(bkz. Erdem). |
Türkçe |
| Erdibike |
Olgunluğa erişmiş, deneyimli kadın. |
Türkçe |
| Erengül |
(bkz. Eren). Eren ve gül isimlerinden birleşik. |
Türkçe |
| Erge |
Şımarık, nazlı. |
Türkçe |
| Eribe |
(bkz. Erib). |
Arapça |
| Erike |
Taht. |
Arapça |
| Erma |
Çok güzel ve cilveli olan. |
Arapça |
| Ersevim |
Sevimli, sempatik erkek. |
Türkçe |
| Ervin |
1. Tecrübe, sınama, deneme. 2. Şeref ve itibar. |
Farsça |
| Esengül |
Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül. |
Türkçe |
| Esil |
1.Şerefli, şanlı, namlı, haysiyetli, itibarlı ve otoriter kişi. 2.Parlak, uzun ve d |
Osmanlıca |
| Esila |
Esila kuran da geçen arapça bir kelimedir ve geçtiği yer ile anlamı şöyledir: "vez |
Arapça |
| Esilasu |
Esila ve su kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Arapça |
| Esim |
Rüzgarın en tatlı ve hafif esmesi. |
Türkçe |
| Esin |
-1. Rüzgar, sabah rüzgarı. 2. İlham, çağrışım. |
Türkçe |
| Eslem |
Daha sağlam, en selâmetli, en sâlim. |
Bilinmiyor |
| Eslemnur |
Allah’ın askerleri, islam hakikat doğru |
Arapça |
| Esma |
1. Adlar. 2. Kulaklar, işitme. Esmaü'l-Hüsna: Allah'ın güzel isimleri. Hz. Esma: Hz. |
Arapça |
| Esmahan |
(bkz. Esma). |
Türkçe |
| Esman |
Bedeller, kıymetler, değerler. |
Arapça |
| Esmanur |
Adı nur |
Arapça |
| Esme |
Esmek fiili. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Esmer |
(bkz. Esved). |
Arapça |
| Esmeray |
Siyah ay, buğday renkli, karayağız. |
Arapça-Türkçe |
| Esna |
Bir işin yapıldığı an, sıra: "Ben de o esnada onun söyleyemediği tarafları zi |
Türkçe |
| Esra |
Daha hızlı, daha çabuk, en çabuk. Karanlıkta yol gösteren, anlamlarını taşır. |
Arapça |
| Esranur |
Çabuk, hizli, en hizli Allah(c.c) isimlerinden aydinlatan |
Arapça |
| Esved |
Siyah, kara. |
Arapça |
| Esver |
Medinede bulunan hacer-ül esver taşının adı |
Arapça |
| Eva |
Havva. Yaratılan ilk kadın demek. Akşam, arife, arife gecesi. (Almanca, İtalyanca, İs |
Almanca |
| Evda |
Kursağının tüyleri beyaz olan güvercin. |
Arapça |
| Evdegül |
Güzel kız. |
Türkçe |
| Evenur |
Eve gelen nur, eve doğan nur |
Türkçe |
| Evin |
Tohum, tane, öz cevher. |
Türkçe |
| Evla |
Daha uygun, daha layık, daha iyi üstün. Hayırlı amel. |
Arapça |
| Evnur |
(bkz. Evdegül) |
Türkçe |
| Evra |
Hisar. |
Farsça |
| Evro |
Kıble rüzgarı. |
Lazca |
| Evsa |
Daha geniş ve daha uzak hale getirmek anlamında bir fiildir. |
Arapça |
| Evşen |
Hafif / Şen olan ev gibi de tanımlanabilir |
Bilinmiyor |
| Eylem |
1. Eyleme işi, fiil, aksiyon. 2. Bir durumu değiştirme ve daha ileriye götürme yönün |
Türkçe |
| Eylül |
Sonbahar'ın ilk ayı. |
Arapça |
| Eyşan |
Şanlı güzel, güzelliği ile ünlü |
Bilinmiyor |
| Eyşe |
Güzel, akıllı |
Bilinmiyor |
| Ezamet |
(bkz. Azamet). 1. Büyüklük, ululuk. 2. Çalım, kıvrım. |
Arapça |
| Ezfer |
Güzel kokulu. |
Arapça |
| Ezgi |
1. Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran şeşname. 2. Makamla söyle |
Türkçe |
| Ezna |
Rüyayla gelen Bu isim ve anlamının doğruluğu yada yanlışlığı konusunda bilgi sahib |
Farsça |
| Ezo |
İsmin anlamı ve kökeni konusunda bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bize yardımcı ola |
Bilinmiyor |
| Ezra |
1. Pek fasih, sözü düzgün adam. 2. Beyaz kulaklı siyah at. |
Arapça |
| Fadik |
Fatma adının bir söyleniş biçimi |
Türkçe |
| Fadile |
(bkz. Fazıl). |
Arapça |
| Fadime |
(bkz. Fatma). |
Türkçe |
| Fadiş |
Fatma adının bir söyleniş biçimi |
Türkçe |
| Fahamet |
1. Fahimlik, ululuk. 2. İtibar, kıymet, değer. |
Arapça |
| Fahime |
(bkz. Fahim). |
ArArapça |
| Fahire |
(bkz. Fahir). |
Arapça |
| Fahriye |
Bir işi çıkar beklemeden yapan |
Arapça |
| Fahriyye |
(bkz. Fahri). İslami edebiyatla, şairlerin kendi vasıflarından, faziletlerinden ve şa |
Arapça |
| Fahrünissa |
Övünülecek değerde kadın |
Arapça |
| Fahrunnisa |
(bkz. Fahir). Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın. |
Arapça |
| Faika |
(bkz. Faik). |
Arapça |
| Faiza |
(bkz. Faiz). |
Arapça |
| Farah |
Mutluluk, Neşe |
Arapça |
| Farise |
(bkz. Faris). |
Arapça |
| Fatıma |
1. Sütten kesilmiş. 2. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.Hz. Peygamber'i |
Arapça |
| Fatîne |
((bkz. Fatin). |
Arapça |
| Fatma |
Sütten kesme / Aslı Fatima |
Arapça |
| Fatmagül |
(bkz. Fatma). |
Arapça |
| Fatmanur |
(bkz. Fatma).td>
| ArArapça |
| Fatoş |
Fatma adının halk arasında bir başka söyleniş biçimi |
Türkçe |
| Fayiha |
1. Çiçek veya meyve kokusu. 2. Güzel kokulu nesne.td>
| ArArapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Fazıla |
(bkz. Fazıl). |
Arapça |
| Fazilet |
1. İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat, gü |
Arapça |
| Fecriye |
(bkz. Fecri). |
Arapça |
| Fehamet |
(bkz. Fahamet). |
Arapça |
| Fehime |
Anlayışlı, çabuk kavrayan |
Arapça |
| Fehmiye |
(bkz. Fehmi). |
Arapça |
| Ferah |
1. Gönül açıklığı. 2. Sevinç, scvinme. |
Arapça |
| Ferahengiz |
Ünlü bir çeşit lale. |
Farsça-Türkçe |
| Ferahfeza |
1. Ferah artıran. 2. Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3. Meşhur bir lale türü. |
Arapça-Farsça |
| Ferahna |
1. Bolluk, genişlik. 2. Geniş yer. |
Farsça |
| Ferahnak |
Sevinçli. Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. |
Farsça |
| Ferahnaz |
Nazlı kız. |
Farsça |
| Ferahşan |
1. Sevinç veren. 2. Ferah saçan. |
Farsça |
| Feraset |
Anlayışlılık, çabuk seziş. |
Arapça |
| Feray |
Aydınlık, parlak ay, canlılık, süs, zinet. |
Farsça |
| Feraye |
Ay ışığı, ayın parlaklığı. |
Farsça |
| Ferda |
1. Yarın. 2. Gelecek zaman, ati. 3. Ahiret, öbür dünya. |
Farsça |
| Ferdane |
Tekli, yalnız. |
Arapça |
| Ferdiyye |
(bkz. Ferdi). |
Arapça |
| Ferhal |
Kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç. |
Farsça |
| Ferhunde |
Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu. |
Farsça |
| Ferican |
Hayat ışığı. |
Farsça |
| Feride |
(bkz. Ferid). -Kendi reyiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse. |
Arapça |
| Feriha |
Sevinçli, ferah |
Arapça |
| Feryal |
Gözleri ışık saçan güzel kız. |
Bilinmiyor |
| Ferzan |
İlim ve hikmet. |
Farsça |
| Fetanet |
Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. Peygamberlere ma |
Arapça |
| Fethiyye |
(bkz. Fethi). |
Arapça |
| Fevziye |
1. (bkz. Fevzi). 2. Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2. Sultan Mahmud |
Arapça |
| Feyza |
1. Suyun taşıp akması. 2. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğ |
Arapça |
| Fidan |
1. Yeni yetişen körpe ağaç. 2. Fidan boylu: İnce uzun mütenasip. |
Yunanca |
| Fide |
Bahçıvanlıkta, yastıklarda tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlan |
Yunanca |
| Figan |
Bağırarak ağlama, inleme anlamlarını taşımaktadır. |
Farsça |
| Figen |
Atıcı, yıkıcı, düşürücü. |
Farsça |
| Fikriye |
(bkz. Fikri). |
Arapça |
| Filiz |
1. Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2. Ocaktan çıkarılmış, eritilme |
Arapça |
| Firdevs |
1. Cennet, 2. Bostan, bahçe. Firdevsi: İran’ın milli destanı olan "Şeyhname"nin |
Arapça |
| Firuze |
1. (bkz. Firuz). 2. Nişabur'da çıkan açık mavi renkli ve değerli bir yüzük taşı. 3. A |
Arapça |
| Fitnat |
Zihin açıklığı, zeyreklik. Zihnin herşeyi çabuk anlayışı. Türk şairlerinden meşhur bi |
Arapça |
| Fuldem |
Her zaman geniş, açık görüşlü |
Bilinmiyor |
| Fulden |
Her zaman geniş, açık görüşlü |
Bilinmiyor |
| Fulin |
Hoş kokulu çiçek ve iç güzelliği |
Bilinmiyor |
| Fulsen |
Bir çiçek adı. Anlamı konusunda daha fazla bilgiye sahip olan ziyaretçilerimiz bize y |
Bilinmiyor |
| Fulya |
Nergisgillerden, san renkte çiçeği keskin ve güzel kokulu bir bitki, sarı soğançiçcği |
İtalyanca |
| Funda |
Kırcık yerlerde yetişen ve birçok çeşidi olan çalı. |
Türkçe |
| Füreyya |
Parlak, ışıltılı günler |
Bilinmiyor |
| Füsun |
Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel. |
Arapça |
| Gabra |
Yer, yeryüzü, arz. |
Arapça |
| Galibe |
(bkz. Galib). |
Arapça |
| Gamze |
1. Süzgün bakış. 2. Çene veya yanak çukurluğu. |
Arapça |
|
|
|
|
|
HaberSinerji.Com
Sitemizde Yayınlanan Haber, Yazı, Video, Makale ve Dökümanları
Sitemiz Paylaşım Amaçlı Sunar Ve Hiçbir Sorumluluk Kabul Etmez.
|
| |
|
hakimiyet-i,
sandıklı başağaç belde belediye başkanı trafik kazası,
Online Solomon Kane Filmini İzle Kategori :Fantastik Filmler ,
13gülaydalyan01.06.1962matematikmühendisliği fotoğrafı,
başkan öldü,
Rize Üniversitesi Önlisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği,
Ebru Şam,
tencere kebabı,
Tekstil Tek.-Tekstil Makineleri Tekstil Tek.-Tekstil Terbiye Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme,
GAZİ Üniversitesi Ekonometri Taban Puanları,
Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Hizmetlerine Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2011-14),
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ Yüksek Lisans Alım İlanları ve Kontenjanlar,
ESKİŞEHİR ODUNPAZARI Fatih Anadolu Lisesi,
Sunuculuğunu Engin Altan Düzyatanın yaptığı,
Doğubayazıt Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Yaşar Ergül,
2010 - 2011 Eğitim-Öğretim Yılı 1. Sınıf Matematik Dersi Yıllık Planı ,
96 yaşındaki Sabri Çakın,
Trt Günün Maçları Mersin İY 1 - 2 Ankaragücü,
Yüzde Yüz futbol 11 şubat 2012,
euro 2012 maç özetleriSTAR Maç Özetleri,
Hava Kuvvetleri Komutanlığı,
Transsfer,
Bjk -Fb Maçı Geniş Özeti,
İÇEL Mersin ÜnivTıp FakhstnGöğüs Hastalıkları Çarşamba Sigara Bırakma Merkezi,
Kâğıdın Doğal Beyaz Rengi... Açık,
da Batan Tekneden 45 Dakikada Muthiş Kurtarma Operasyonu İZLE 06.01.2012,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Akademik Personel Alım İlanı,
Nuri Gökaşan,
Gögüs protezlerinde ucuz silikon kullanarak ihmalden ölüme sebebiyet vermek suçlamasıyla,
intihar girişiminden 20 günde topladığı hasılat...,
|
| |
|